Tolstoy’un Aynasında: Savaş, Sevgi ve Ahlak Üzerine Bir Yolculuk

3–4 dakika

Tolstoy, insanın varoluşsal sorularını, toplumun değişmez görünen kurallarını ve bireyin iç çatışmalarını anlatan üç büyük eseriyle, okurlarını derin bir düşünce yolculuğuna çıkarır. Savaş ve Barış, İnsan Neyle Yaşar? ve Anna Karenina… Üçü de birbirinden farklı gibi görünse de aslında aynı sorunun etrafında dönüyor: İnsan nasıl yaşamalı?

Leo Tolstoy kitapları
Leo Tolstoy | Kaynak: philosophybreak.com

Savaş ve Barış: Tarihin Gölgesinde Bireyin Yolculuğu

“Her şey, her şey insanın içinde; her şey insana bağlı. İnsan kendini değiştirdiği an, çevresindeki dünya da değişir.”

Savaş ve Barış romanı, 19. yüzyılın başlarındaki Napolyon Savaşları sırasında, Rus aristokrasisinin hayatı, bireylerin kaderi ve büyük tarihsel olayların nasıl iç içe geçtiğini anlatır. Ancak bu sadece savaş ve siyasetin romanı değil; aynı zamanda aşkı, dostluğu, aile bağlarını ve bireylerin ruhsal yolculuğunu da işler. Tolstoy, savaşları sadece askeri bir çatışma olarak değil, insan ruhunun yozlaşmasına, içsel huzursuzluğa ve ahlaki kayıplara yol açan trajediler olarak gösterir.

Kitabı okurken diyologlarını çok beğeneceğiniz iki karakterin öne çıkacağına eminim: Andrey ve Piyer… Bana göre, Tolstoy bu kitaba kendini yerleştirseydi bu iki karakterin karışımı olurdu. Andrey, savaşın ve gururun içinde kaybolmuş bir adamken, ruhani bir uyanış yaşar. Pierre ise hayatı boyunca anlam arayışı içinde, savaşın anlamsızlığını ve insanların birbirine bağlı olduğunu fark eden bir karakterdir. 

Evet, Savaş ve Barış biraz uzun ve sabır gerektiren 1800 sayfalık bir kitap; ancak içinde kaybolunca birçok cevabı ve belki de yeni soruları bulabilirsiniz.

Savaş ve Barış, L.N. Tolstoy
Savaş ve Barış, Lev Tolstoy

İnsan Neyle Yaşar?: Sevgi Üzerine Derin Düşünceler

“İnsan sevgisiz yaşayamaz. İnsan yalnızca kendini düşünerek yaşayamaz. Çünkü insan sevgisiz yaşarsa, içinde olduğu bedeni canlı tutsa da ruhu ölüdür.”

Tolstoy’un İnsan Neyle Yaşar? kitabındaki düşünceleri, onun yaşamının son dönemlerinde benimsediği felsefi ve manevi bakış açısını yansıtır. Bu eser, yazarın insan doğası, ahlak, sevgi ve Tanrı inancı üzerine derin sorgulamalarının bir ürünüdür.

Kitapta meleksi bir varlık olan Mihail, insanların neyle yaşadığını, neyi bilmediğini ve neyle yaşamadığını anlamak için dünyaya gönderilir. Nihayetinde anlar ki insan sevgiyle yaşar, geleceğini bilemese de yaşamaya devam eder ve kendi başına yetemeyeceğinden başkalarının iyiliğine muhtaçtır.

Bana en çok dokunan mesaj, sevginin dönüştürücü gücü olabilmesidir. Hayatta bazen akıl, bazen sezgiyle yön buluruz. Ancak Mihail’in insanlara duyduğu sevginin onu tamamlaması gibi, bizim de anlam arayışımız sevgi ve merhametle gerçek tatminine ulaşır.

İnsan Neyle Yaşar, L.N. Tolstoy
İnsan Neyle Yaşar, Lev Tolstoy

Anna Karenina: Toplum ve Bireyin Çıkmazı

“Eğer iyilik ödüllendirilseydi ve kötülük cezalandırılsaydı, hayat düşündüğümüzden çok daha basit olurdu.”

Anna Karenina, insanın ahlak anlayışını ve iç dünyasındaki çatışmalarını ele alan Tolstoy’un baş yapıtlarından biri. Hatta en sevdiğim kitabı diyebilirim. Tolstoy’un bu eseri yazarken yaşadığı bir anekdottan da bahsetmek isterim: 

Usta yazar bu romanı saatlerce odasına kapanarak yazardı ve hizmetçisine zorunlu bir neden olmadıkça kendisini rahatsız etmemesini söylerdi. O da Tolstoy’un yemeğini kapıya bıraktıktan sonra kapıya bir defa vurup giderdi. Günler geçmesine rağmen yemeklere dokunulmadığını gören hizmetçi, bunun üzerine kapıya vurur; ancak içeriden gelen en ufak bir ses dahi olmayınca, komşuları ve yakın arkadaşlarından yardım ister. Kapıyı açtıklarında büyük yazarın cenin pozisyonunda yerde yatarak ağladığını görüp büyük bir şaşkınlık yaşarlar. Neden böyle ağladığına anlam veremeyenler, Tolstoy’a bunun sebebini sorduğunda, ünlü yazarın ağzından şu sözler dökülür: “Anna Karenina öldü.” İşte mürekkebini ruhuna döken bir ustadır kendisi. 

Anna Karenina, L.N. Tolstoy
Anna Karenina, Lev Tolstoy

Bu kitapta insanı içine çeken iki baş karakter var: Anna ve Levin… Anna, mutsuz bir evlilikten kurtulup, tutkuyla sevdiği Vronski’ye yönelirken, toplumun baskıları ve vicdanı arasında sıkışır. Anna’nın trajedisi de tam olarak burada başlar: mutluluğu yakalamak isterken, onu elinden kaydıran şey, aslında toplumun yargılarından çok, kendi iç huzursuzluğu ve güvensizliğidir.

Diğer yandan Levin karakteri ise tamamen farklı bir yol izler. O, kendini doğaya ve çalışmaya adayan, toplumsal normlardan kaçmaya çalışan bir adamdır. Onun hikâyesi, Anna’nın aksine, içsel dinginlik arayışıyla şekillenir. Romanın felsefi yönü de burada ortaya çıkar; insanın anlam arayışı, mutluluğun ne olduğu ve bireyin toplum içindeki yeri sorgulanır. İnsan doğasının karmaşıklığını ve hayatın kaçınılmaz çelişkilerini anlatan güçlü bir klasik.


Yeni yazıların e-postanıza gönderilmesi için abone olun.

Yorum bırakın

Bizi Instagram’da Takip Edin!

AliveSouls'a ücretsiz abone olun!

Güncel yazılardan ve haftalık bültenden anında haberdar olmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin