Türkiye’de vegan olmak zor mu? Biraz evet, çokça hayır… Ülkemizde çoğu yöresel mutfak vegan beslenmeye uygun. Söz gelimi Adana’da bir kebapçıya gitmek durumunda kalsanız, bir vegan olarak çeşit çeşit mezeyle doyarsınız. Keza hemen hemen her yerde bulunan esnaf lokantaları size birçok seçenek sunar. Türkiye’de bir veganın aç kalması çok zor. Epey bir uğraşmak lazım.

Asıl Zorluk: “Elalem“
Peki diğer zorluk ne? Tabii ki “elalem”. Dünyanın en organize gizli örgütü elalem, acaba vegan birine ne der? Örneğin çok dindar biriyken birdenbire inançsızlığa evirilseniz, çevrenizdeki insanlar size “Tabii bu senin inancın, senin kararın, saygı duyuyoruz” derler. Ama gelin de “Ben vegan olmayı tercih ettim” deyin. Hemen o korkunç “ama”lı cümleler başlar: “Ama protein, ama doğamızın gerekleri, ama onlar bizim için yaratıldı, ama ama ama…” Sizi seçtiğiniz yaşam biçiminin saçma olduğuna ikna etmeye çalışırlar, genelde de ilk akla gelenler bunlardır.
Yemek Kültürü, Lezzet ve Görmezden Gelinen Gerçekler
Peki niye? Her gün yemek yiyoruz çünkü. Yaşamımızın tam ortasında bir eylem yemek yemek. Alınan lezzet, zaman zaman da müthiş bir hazzın karşılığı. Isırılınca yağı dile ve damağa değen ızgara kokulu bir hamburger köftesi, ekmek banarak patlatılan bir yumurtanın orgazmik umami lezzeti… Off lezzete bakın…
Kimse bu hazzın içine boğazlanan bir hayvanın çektiği acıyı, bir yumurta çiftliğinde A4 kağıdı kadar bir yerde kısa ömrünü geçiren bir tavuğun hissettiği çaresizliği dahil etmek istemez. Yok sayar. Zihni ona “Gözünle görmedin ya, boşver” der.

Ama vegan beslenen birinin varlığı, bu yok saymayı ona tekrar hatırlatıverir işte. O yüzden çoğunlukla bir tehdit olarak algılanırsınız; ya alay edilirsiniz ya da ikna edilmeye çalışılırsınız. Bunların dışında, ılımlı, meraklı, yapıcı davrananlar elbette var. Onları da unutmamak lazım.
Vegan Olmak ve Yargılarla Mücadele
Çoğu insan için bir vicdani problem haline gelebilirsiniz yani. Üstelik siz kimseye “vicdansız” dememişken… Üstelik konunun vicdanla da direkt bir alakası yokken… Üstelik siz kimseye “Go vegan kardeşim” dememişken… Niye diyesiniz ki zaten, herkesin farkındalığı ilk olarak kendine olmalı. Sonrası, sonraki iş.
Bitmek tükenmek bilmeyen yargılamalardan korunmak için vegan olduğunuzu yeni ortamlarda gizlersiniz ama bir şekilde masaya bir etimsi sütümsü bir şey gelir. Büyük ayıbınız ortaya çıkar. Sonra “Demek vegansınız” başlığı açılıverir. Sonrası bilindik şeyler işte.

Birinde biri bana “Ama inekleri yemezsek, hızla üreyip dünyayı istila edebilirler, bir de böyle düşün” demişti. Vallahi doğru. Acilen gidip timsahları da yemeliyiz ki çoğalıp dünyayı istila etmesinler.
Bu tarz sohbetlerden çok yorulduğumda kendi kendime şöyle diyorum: Ben kimsenin ne yediğini yargılamazken, neden herkes benim ne yemediğimi yargılıyor? Yanıtı biliyorum, ama yine de sorması hoşuma gidiyor.
Bir başka yazıda da şu meşhur “ama” ile başlayan ikna cümlelerinden bahsederiz. Meşhur soruyu sormadan bitirmek olmaz:
Peki proteini nereden alıyoruz sahiden biz?


Yorum bırakın