Bir haftalık İran gezimizin ardından, dönüş yolunda havaalanına doğru ilerlerken içimde karmaşık duygular vardı. İran’ın zengin kültürü, etkileyici mimarisi ve misafirperver insanları, ön yargılarımı adeta yerle bir etti. Gerçek İran ile zihnimdeki İran arasında derin bir uçurum olduğunu fark ettim. İnsanlar sıklıkla bize selam veriyor, sohbet etmek istiyor ya da birlikte fotoğraf çektirmek için heyecanlanıyordu. Ancak, bazıları kadın olduğum için yüzüme bile bakmıyordu.

İran Hakkında Genel İzlenimler
İran’a adım attığınızda, katı kuralları hemen dikkat çekiyor. Kadınlar, uçaktan iner inmez başlarını örtüyor, bol kıyafetler tercih ediyor. Ahlak polisi, bu kurallara uyulmaması durumunda uyarılarda bulunabiliyor. Toplu taşımada kadınlar ve erkekler ayrı bölümlerde seyahat ediyor. Taksilerde ise taksimetre kullanılmadığından, pazarlık yapmanız şart. Neyse ki düşük benzin fiyatları sayesinde ulaşım oldukça uygun.
İran mutfağı ise benim için zor bir mutfak. Ancak yemeklerin yanında servis edilen safranlı basmati pilavı, tadına doyulmaz bir lezzet sunuyordu. Bunun yanı sıra, İran’ın çay kültürü çok etkileyici. Çayları kaynar su yerine düşük ısıyla demlendiği için uzun süre tazeliğini koruyor, her yudumda bu farkı hissediyorsunuz.

İran’ın Kısa Tarihçesi
3000 yıllık köklü geçmişiyle İran, Persler’den Safeviler’e, Selçuklular’dan Kaçar Hanedanlığı’na kadar birçok medeniyete ev sahipliği yapmış. Ömer Hayyam, Firdevsi ve İbn-i Sina gibi dünyaca ünlü isimler bu topraklardan çıkmış. 1979’daki İslam Devrimi ise modern İran’ın dönüm noktası olmuş. Bu devrimin etkilerini, özellikle başkent Tahran’da, her köşe başında görmeniz mümkün.
Tahran: Kaos ve Çelişkiler Şehri
Tahran, baş döndüren bir yoğunluğa sahip. İstanbul’la karşılaştırıldığında, kilometrekareye düşen insan ve araç sayısı katbekat fazla. Bu da hava ve ses kirliliğini kaçınılmaz kılıyor. Şehir, güneyde daha muhafazakar bir yapıya sahipken, kuzeyde modern ve eğitimli bir toplumu barındırıyor.
Tahran’da mutlaka görülmesi gereken yerlerden biri Niavaran Sarayı. Son İran Şahı Rıza Pehlevi’nin ailesiyle birlikte yaşadığı bu saray, devrim öncesi dönemin ihtişamını yansıtıyor. Ayrıca Gülistan Sarayı ve İmamzade Salih Türbesi, Tahran’ın zarif mimarisini gözler önüne seriyor.

İsfahan: Rüya Gibi Bir Şehir
İsfahan, adeta bir masal diyarı. Şehirdeki Nakş-ı Cihan Meydanı, Safevi mimarisinin zirvesini temsil ediyor. Meydanın çevresinde yer alan Ali Kapı Sarayı ve büyüleyici mescitler, çini işçiliğinin eşsiz örneklerini sergiliyor. İsfahan’ın otantik çay evleri ve tarihi kapalı çarşıları da unutulmaz deneyimler sunuyor.
Şehirdeki parklar, satranç oynayan insanlarla dolup taşıyor. Ayrıca Varzaneh Çölü’nde gün batımı, şehirden kaçıp doğanın huzurunu bulmak için harika bir fırsat.

Yezd: Çölün Gizemli Şehri
Kerpiçten yapılmış dar sokaklarıyla Yezd, İran’ın en özgün şehirlerinden biri. Devletabad Bahçesi, vitraylı pencereleri ve badgir (rüzgar kuleleri) ile dikkat çekiyor. Ayrıca Zerdüşt inancının önemli yapılarından biri olan Sessizlik Kuleleri, şehrin mistik atmosferini tamamlıyor.
Kulağa korkunç geliyor olsa da Yezd’de deve eti oldukça popüler. Bunun yerine, ghâtogh-e baneh ve fallude gibi yerel tatlıların tadına bakmanızı öneririm.

İran: Daha Fazlasını Keşfetmek İçin Geri Dönmek Şart
Bir haftalık seyahatimizde İran’ı yalnızca yüzeysel olarak tanıma şansı bulduk. Tebriz, Şiraz ve Persepolis gibi yerlere gitmek için daha uzun bir seyahate ihtiyaç olduğu kesin. Ancak, İran’ın çelişkilerle dolu kültürü ve büyüleyici atmosferi, tekrar gelme arzusu uyandırıyor.
Yazıda bahsedilen yerlerle ilgili hazırladığım kısa YouTube videosunu aşağıda bulabilirsiniz:

Yorum bırakın