ABD ve İngiltere versiyonlarını severek izlediğim, Netflix’in orijinal yapımı Love is Blind (LiB) serisinin Arap versiyonu yayınlandı. Programın konseptinin Arap örf ve adetleriyle çok örtüşmediğini düşündüğümden, büyük bir merakla hemen izlemeye başladım. Tahmin edeceğiniz üzere, Batı dünyasına kıyasla, Arap kültüründe kadın-erkek ilişkileri daha arabesk, erkeğin daha dominant olduğu ve kadının daha çok boyun eğdiği dinamiklere sahip. Ancak şaşırtıcı bir şekilde, LiB sayesinde bu kültüre dair daha önce hiç bilmediğim detaylar da keşfettim. Bu yazımda, LiB’ın Batı ve Arap versiyonlarının, kadın-erkek ilişkilerine, toplumun beklentilerine ve kültürel dinamiklere nasıl ayna tuttuğunu inceledim.

Love is Blind Konsepti
Love is Blind’da evlenmek isteyen 15’er kadın ve erkeği ayrı evlere yerleştiriyorlar. Bu kişiler “pods” adı verilen, arada bir duvarın olduğu buluşma odalarında, birbirlerini görmeden tanışıp derin sohbetlere giriyorlar. Enerji ve fikirleri uyum sağlayanlar, yaklaşık 10 gün boyunca bu “kör randevu”ya (blind date) devam ediyor. Birbirlerini hiç görmedikleri halde, ilerleyen günlerde şaşırtıcı bir şekilde aşık olup evlenmeye karar veriyorlar! Ancak ve ancak evlenmeye karar verdikten sonra yüz yüze gelebiliyorlar.
Eşleşen çiftleri hemen ardından balayına gönderiyorlar ve diğer çiftlerle de yüz yüze tanışmış oluyorlar. Burada ilginç bir nokta var: bu kişilerin hepsi birkaç gün öncesine kadar birbirleriyle randevulaşyordu! Bir haftalık balayının ardından çiftleri bir şehre yerleştiriyorlar. Artık telefonlarına (ve sosyal medyaya!) kavuşan çift, bu defa gerçek hayatla sınanıyor. Artık cicim “günleri” bitmiş, birbirlerinin alışkanlıklarını ve zaaflarını öğrenme, aile ve arkadaşlarla tanışma süreci başlıyor. Yaklaşık 3 hafta da bu şekilde geçiyor ve eğer bu süreçte ayrılmaya karar vermedilerse düğün günü gelip çatıyor! Sunakta, tüm davetlilerin önünde, bir karar vermeleri bekleniyor: “kabul ediyorum” diyecekler mi, yoksa partnerlerini orada bırakıp gidecekler mi?

Şaşırtıcı bir şekilde, evlenip uzun yıllardır birlikteliklerini sürdüren, hatta çocuk yapan çiftler var. Bunları Instagram’dan ara ara takip ediyorum! Anlaşamayıp boşananlar da oluyor tabii, sonuçta 5-6 hafta böylesine önemli bir karar için gerçekten çok kısa. Yıllarca beraber olduğu halde evlenemeyen çiftler var.
Program Formatlarının Karşılaştırması
Öncelikle şunu belirteyim: Amerika ve İngiltere versiyonları aynı ülkenin vatandaşlarıyla çekilirken, Habibi’de farklı Arap ülkelerinden katılımcılar yer alıyor: Lübnan, Suriye, Birleşik Arap Emirlikleri, Fas, Mısır ve Irak ilk aklıma gelenler arasında. Arapça ortak dilleri olsa da İngilizce’yi de çok rahat bir şekilde konuşabilmeleri beni çok şaşırttı. Bu bizim “plaza İngilizcesi”nden çok farklı bir boyutta. Arapça başladıkları bir cümleyi İngilizce bitiriyorlar ve ana dilleriymiş gibi gelişmiş kalıplar kullanıyorlar. Bazense sadece İngilizce konuşuyorlar. Bunu birkaç Arap arkadaşıma sorduğumda, ailelerin özellikle çocukluktan bu şekilde yetiştirmeye özen gösterdiklerini öğrendim. Avantaj mı dezavantaj mı olduğu çok başka bir tartışma konusu tabii…

İki formatı da izlerken fark ettiğim ilk nokta, Batı versiyonlarında bireysel özgürlüğün ve romantizmin ön planda olmasıyken, Arap versiyonunda ailenin ve geleneklerin merkezde yer almasıydı. Örneğin, Batı versiyonunda “Benimle evlenir misin?” diye teklif edilirken, Arap versiyonunda “Benim olur musun?” gibi daha dolaylı yoldan soruyorlar. Asıl evlenme kararı, balayından sonra gerçek dünyaya döndüklerinde ailenin rızası alındıktan sonra veriliyor.
Bunun yanında, balayı formatında da farklılıklar var: Batı versiyonunda bir hafta boyunca aynı odada kalıp seks deneyimlerinden bahsedebilirlerken, Arap versiyonlarında çiftler ayrı odalarda kalıp, gün içinde buluşup vakit geçiriyorlar. Aynı durum gerçek hayata döndüklerinde de geçerli: çiftler ailelerinin yanında veya varsa kendi evlerinde kalıp, yine gün içinde birbirlerini görüyorlar.
Kadın-Erkek Rolleri
Arap toplumunda erkeklerin kontrol edici tutumları LiB Habibi’de de çarpıcı bir şekilde gözler önüne seriliyor. Örneğin kendi ayakları üzerinde durabilen bir kadının, dans etmek gibi masum bir hobisi, partneri tarafından hiç hoş karşılanmıyor ve dansı bırakmadığı takdirde onunla evlenmesinin mümkün olamayacağını söylüyor. Hatta şu cümleleri beni dehşete düşürmüştü: “Bir şeyi sevmediğimi söyleyince “tamam” demen lazım. Eşim benimle tartışamaz, ben ne istersem o olur.” (“Yok artık” dediğinizi duyar gibiyim!)

Beni maalesef çok üzen bir diğer farklılık da Batı versiyonunda balayında kadınların rahatça bikini giyip denize girebilmesiyken, Arap versiyonunda yalnızca erkekleri görebilmemizdi. Umarım kameralar ardında da olsa, kadınlar da balayının tadını çıkarabilmişlerdir! Diğer yandan, Arap kadınlarının dekoltelerini veya vücut hatlarını gösteren kıyafetler giyebilmeleri beni bir nebze olsun rahatlattı.
Aile ve Toplumun Rolü
Batı versiyonunda da çiftler gerçek hayata döndüklerinde partnerlerini aile ve arkadaşlarıyla tanıştırıyorlar ve onların görüşlerini çok önemsiyorlar. Hatta anne-babanın rızasının alındığı durumlar da oluyor. Ancak bu olmazsa olmaz bir kriter değil, yani aileler evlenmelerini istemeseler dahi nihai karar çiftlerin. Arap versiyonunda ise yukarıda belirttiğim gibi, özellikle kadın babasından “istenmeden” evlilik kararı alamıyorlar.

Kültürel Hassasiyetler
Batı versiyonunda kadınlar, evlendikten sonra da kendi kariyerlerini devam ettirmeyi planlarken, Arap versiyonunda erkeğin idaresi altına girmeye meyilliler. İstisnalar da var tabii; ancak erkeğin eve para getirmesi ve onlara bakması gerektiği algısı daha hakim. Bu anlamda ekonomik özgürlüklerinden vazgeçmeye daha yatkınlar. Hatta iki tarafın da buna bir mantık evliliği gibi baktıklarını düşünüyorum. Batı versiyonunda birbirlerine çok aşık olarak evlenirlerken, Arap versiyonunda evlenme kararı almalarında birbirlerini beğenmeleri yeterli gibiydi. Evlilik ve çocuk yerine getirilmesi gereken zorunlu birer adım ve temel kriterleri sağlayan uygun herhangi biriyle evlenebilirlermiş gibi. Belki de görücü usülünün yaygın olduğu bir toplum olmasından kaynaklıdır.
Genel Değerlendirmem
LiB Habibi, Arap dünyasında toplumsal normların bireysel özgürlükleri ne denli etkilediğini bir kez daha çarpıcı bir şekilde gözler önüne seriyor. Yine de kadınların kadın-erkek eşitliği konusunda daha fazla ses çıkarmaları, bu toplumsal evrimi her geçen gün daha da hızlandırıyor. Böyle bir programın 20 yıl önce çekilmesi hiç mümkün olamazdı diye düşünüyorum.

Diğer yandan, Türkiye’de yaşadığım için bazı adetlerine aşina olduğum bu topluma dair öğrendiğim, yer yer de önyargılarımın yıkıldığı, çok detay vardı. Özellikle Safa ve Karma’nın kariyeriyle ilgili tartışmalarda dik durabilmesine (ve güzelliğine!) hayran kaldım. Bu yazım umduğum ilgili görürse karakterleri detaylıca analiz ettiğim yeni bir yazı gelebilir belki!
Peki Love is Blind Türkiye’de çekilseydi nasıl bir şey ortaya çıkardı? Kültürel çeşitliliğin çok olduğu ülkemizde hangi format çekilirdi? Netflix’te yayınlanacağını düşünürsek RTÜK’ten pek bir müdahale olamazdı belki ama toplumdaki tepkiler nasıl olurdu? Yorumlarda görüşlerinizi bizimle paylaşabilirsiniz!

Yorum bırakın