Huzursuzluk Ötekinde mi Yoksa Bende mi?

4–6 dakika

Bazı iş arkadaşlarını sevmekte zorlanırız. Sürekli öne çıkmaları, yöneticiyle yakın olmaları ya da görünür olma çabaları dikkatimizi çeker. Bu durum karşısında zaman zaman içimizde tepkiler oluşur, onları samimiyetsiz ya da yapay bulabiliriz. Ama bu rahatsızlık sadece onların davranışından mı kaynaklanıyor? Yoksa içimizde dokunulan başka bir şeye mi işaret ediyor? Bu noktada durup kendimize sormak gerekebilir.

iş hayatında çatışma

Psikanalitik bir bakış açısıyla değerlendirirsek hissettiğimiz rahatsızlık her zaman karşımızdaki kişiden kaynaklanmayabilir. Freud’un “yansıtma” dediği savunma burada ortaya çıkabilir. Kişi, kendi içinde bastırdığı ve bilinçdışında kalan duygu ya da düşünceleri, bir başkasına aitmiş gibi algılayabilir. Örneğin, kendi içindeki haseti fark etmek yerine, karşısındakini hasetle suçlayabilir. Bu yüzden rahatsız olduğumuz kişide, aslında kendimizde görmek istemediğimiz bir yönle karşılaşıyor olabiliriz.

Bir ekip toplantısında birinin yaptığı işi heyecanla ve kendine güvenle anlattığını düşünelim. Onu küçümsüyor ya da yapmacık buluyor olabiliriz. Ama belki de aslında o özgüveni biz de istiyoruzdur. Belki de bizde o özgüven yoktur ya da olsa bile bunu göstermekten çekiniyoruzdur. Bu durumda sinirlendiğimiz şey karşımızdaki değil, yüzleşmek istemediğimiz bir yetersizlik duygusu olabilir.

Bilinçdışında Çocuk Kalmak

Bu tepkiler sadece bugünden kaynaklanıyor da olmayabilir. Küçükken ailesi her şeyini halleden biri, büyüdüğünde kendi başına harekete geçmekte zorlanabilir. Hep desteklenmiş ama hiç gerçek geri bildirim almamış biri, başka birinin övülmesini tehdit gibi hissedebilir.

iş hayatında çatışma
Photo by Vitaly Gariev on Pexels.com

Bizim toplumda ailelerin çocukları adına her şeyi halletmesi genelde olumlu bir şey gibi görülür. Ama çocuk adına alınan her karar, çözülen her sorun, onun büyüdüğünde kendi başına karar vermesini zorlaştırabilir. Korumaya çalışırken fark etmeden bağımlılık ilişkisi kurabiliriz. Bu da her zaman tamamen fark etmeden yaptığımız bir şey olmayabilir. Bilinçdışında, çocuğun bize bağımlı kalmasını istememiz mümkün. Bu ihtiyaç ebeveyne aittir, çoğu zaman fark edilmese bile.

Bu durumu düşündüğümde aklıma Goya’nın “Çocuklarını Yiyen Satürn” tablosu geliyor. Elbette bu sert bir benzetme. Ama bazen sevgiyle yaptığımız şeyler bile, çocuğun kendi yolunu çizmesini engelleyebilir.

Bu tür duygular sadece iş hayatında değil, aile içinde ya da arkadaş çevresinde de yaşanabilir. Bir kardeşin sürekli övülmesi ya da bir arkadaş grubunda hep aynı kişinin merkezde olması, görünmez hissetmeye neden olabilir. Çocuklukta yaşanan bu hisler, bilinçdışında iz bırakmış olabilir. Yetişkinlikte benzer bir durumla karşılaştığımızda, o bastırılmış duygular yeniden harekete geçebilir. Bazen tepki verdiğimiz kişi ya da olay değil. Geçmişte bastırılıp bilinçdışında yer etmiş bir deneyim, bugüne taşınıyor olabilir.

iş hayatında çatışma
Photo by Vika Glitter on Pexels.com

Ötekinin Varlığına Tahammül Edememek

Bazen kıskandığımızı sanıyoruz ama aslında hissettiğimiz şey haset olabilir. Kıskançlıkta bir şeyi istemek vardır, hasetteyse başkasında olmasına bile tahammül edememek. Birinin fark edilmesi ya da övülmesi, bizde bir eksikliği harekete geçirebilir. Bu duyguyla başa çıkmakta zorlandığımızda, kişiyi küçümseyebilir ya da başarılarını önemsizleştirmeye çalışabiliriz. Bazen de içimizdeki haseti fark ederiz ama bunu bastırmak için karşımızdakini takdir ediyormuş gibi davranırız. Bu da içeride bir öfke biriktirebilir. Çünkü istemeden yapılan bir takdir, kişiyi hem kendinden hem de karşısındakinden uzaklaştırabilir.

Bazı insanlar bir işi heyecanla ve özgüvenle anlattığında, bunu duyan bir başkası küçümseyebilir. Bu tepki, çoğu zaman yapılan işe değil, o işi rahatça ve kendinden emin bir şekilde anlatabilen kişiye yöneliktir.

Güçlü Görünmek Değil, Güçsüzlüğü Saklamak

Rekabet içinde olan bazı insanlar zamanla kendi başarılarına fazlasıyla anlam yüklemeye başlayabilir. Dışarıdan bu durum özgüven gibi görünebilir ama bazen de, sürekli öne çıkan biri içten içe görülmediği duygusuyla baş etmeye çalışıyor olabilir. Rekabet bazen gerçekten geliştirici olabilir. Ama kişi bu süreçte başkalarını küçümsemeye ya da kendini sürekli yukarıda göstermeye çalışıyorsa, bu artık bir gelişim değil, kendini güçlü gösterme ihtiyacı haline gelebilir.

iş hayatında çatışma
Photo by August de Richelieu on Pexels.com

Kurumsal Hayattan Kaçış Fantezisi

Bazı insanlar da kurumsal hayatı bırakır. Şehirden uzaklaşıp başka bir yaşam kurar. Görünürde bu bir değişim gibi dursa da bazı durumlarda bu gidiş, görünür olamamanın ya da fark edilmemişliğin yarattığı kırgınlıkla ilgili olabilir. “Ben buraya ait değilim” gibi cümlelerin altında bazen aslında “Beni kimse fark etmedi” duygusu yatıyor olabilir.

Bu tür kopuşlar bazen bir çeşit küskünlük de barındırır. Açıkça söylenmeyen ama hissedilen bir kırgınlık. Bazen bu kırgınlık ne yöneticiye ne de sisteme yöneliktir. Doğrudan kişiye, yani kendinedir. Kişi farkında olmasa da, bilinçdışında “Yapamadım, fark edilmedim, kendimi gösteremedim” gibi bir his taşıyor olabilir. Bununla yüzleşmek zor geldiğinde, başka bir hayat kurarak bu duyguyla baş etmeye çalışabilir. Bu kötü bir şey demek değil. Ama kişi bu kararı alırken, kendi içindeki duygulara ne kadar dürüst yaklaşabildiği önemli olabilir.

Çünkü insan kolay kolay “Ben rekabet edemiyorum” diyemez. Bu, kabul etmesi zor bir cümledir. Zihin de bu duyguyla başa çıkmak için başka yollar bulur. Başarılı olanı küçümsemek, sistemi eleştirmek, kendini haklı göstermek ya da sektörde “önemli” bir pozisyona gelerek bilinçdışı bir telafi üretmek gibi. Bazen kişi, “Bu kadar başarılıysam demek ki bir problemim yoktur” diye düşünür. Ama bu başarı, her zaman kendisini yeterli hissettiği anlamına gelmeyebilir.

Elbette burada anlatılanlar mutlak doğrular değil. Bunlar sadece bazı duygulara ve içsel çatışmalara dair psikanalitik olasılıklar.

iş hayatında çatışma
Photo by cottonbro studio on Pexels.com

Kendimizi Tanımaya Karşı Direnç

Çoğu zaman sorunu dışarıda ararız. Halbuki dönüp kendimize bakmak gerekir ama bu kolay değildir. Çünkü hatayı kendimizde görmek demek, o hatanın sorumluluğunu da üstlenmek demek. Bu da insana ağır geliyor. Zihin de bu ağırlıktan kaçmak için bazı yollar bulur. Kendimize bakmak zor ve ağır gelebilir ama çözümün başladığı yer burası.

Engin Geçtan’ın Kızarmış Palamutun Kokusu kitabında söylediği bir cümle tam da bunu anlatır:

“Bir şeyi kaybedince bir başka şeyi kazanıyor olduğuna inanmak, insan denilen mahlukun kendine karşı geliştirdiği hilelerin en acımasızı olmalı.”

Bazen de rahatsız eden, kişi değil onun bizde uyandırdığı duygudur…


Yeni yazıların e-postanıza gönderilmesi için abone olun.

Yorum bırakın

Bizi Instagram’da Takip Edin!

AliveSouls'a ücretsiz abone olun!

Güncel yazılardan ve haftalık bültenden anında haberdar olmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin