Vegan ve Bebekli Gezi Rehberi: Göklerden Gelen Bir Karar…

4–6 dakika

Editörün notu: AliveSouls’ta genellikle dingin anlatılarla buluşmaya alışkınsınız. Ama sahnede yine o var: mizahı bol, tiyatroyla iç içe, uykusuz ama özgün bir baba… Vegan Baba! Bu kez “Canlarıyavruları” ile birlikte Fransa’da yaptıkları ilk “gerçek” seyahati anlatıyor: Nantes sokaklarından La Baule sahiline, şatolardan trenlere uzanan, bebekle her anı planlamaya çalışmak yerine, anın akışına teslim olunan bir gezi. Yol boyunca kâh güleceksiniz, kâh “Ben olsam ne yapardım?” diyeceksiniz.

Bebekli seyahat rehberi vegan seyahat rehberi

Hellolar! Nasılsınız? Süper! Biz de Canımızyavrumuzla tatil yaptık. Aslında bu tatil konsepti bizim mesleğimizde biraz tuhaf oluyor. Prova saati ya da oyun saati biter bitmez işsiz oluyoruz, eğer iş öyle saatle olan bir şeyse. Tatil demeyelim de, biz en iyisi gezmeye, hatta anneannemin deyimiyle “oturma organı (yes, üç harfli olan) yellemeye” gittik diyelim.

Aslında bu bizim ilk seyahatimiz değil, bir ara onu da yazsam şahane olur. Çünkü Fransamızda küçük çaplı büyük şehirlerde park cezası şakkadanak yazılıyor. “30 dakkalığına şuraya dörtlüleri yakayım, gelirim” diye bir durum yok yani. Bu da başka bir yazının konusu olsun. Gelelim rehbere! Gelelim mi? Buyursunlar!

Madde #1 – Rehber mehber yok!

Arkadaşlar delirmeyin, ne rehberi! Size rehber veren, kendini savcı diye tanıtan, diplomasını gösteren (gündemin de sıkı bir takipçisi, hem vegan baba hem de ekran süresi baba) herkese öyle inanmayın. 6 aylık bebeyle, bebe ne isterse, ne zaman isterse, nereye isterse, nerede isterse onu orada o kadarca yapabilirsiniz. 

Canımızkedimiz ve Canımızköpeğimizi, Canımızarkadaşlarımıza emanet ettikten sonra, güzide şehrimiz Nantes’a gittik. Futbol (bahis) tutkunları bilirler, bu şehrin adı “Nant” diye okunur. Fransızlar biraz şeydirler, harf harcamayı para harcamaktan daha çok severler. Harf bonkörü.

Bebekli seyahat rehberi vegan seyahat rehberi

Nant şehrimiz, Loire-Atlantik bölgemizin adeta bir incisi. Tatlış bir şehir merkezi var. Bu sefer bizim bu seyahatten tek beklentimiz, tebdili mekanda da ailemizin bölünmez bütünlüğünü koruyabiliyor muyuz, bunu görmekti. O yüzden baştan pek bir araştırma yaptığımız söylenemez şehirle ilgili. Amacımız Canımızyavrumuz 6. ayını doldururken onu şöyle bir okyanusa banmaktı.

Nant’ta yaşayan çok sevgili bir başka Canımızarkadaşımız, “Biz o tarihlerde evde yokuz” dedi. (Biz derken, çoğulu çoğul bir birinci şahıs. 5 kişiler, 3 evlat. Maşallah diyoruz yalnız!) “Siz bizde kalın, hem de Canınızyavrunuz için ekstra bir şey taşımak zorunda kalmazsınız.”

Tam bu noktada “Gurbeti en iyi yaşayan anlar” diye arabesk bir tondan giriş de yapbilirim. Ama tercih etmiyorum. “Halden anlayanların dayanışması” demek daha güzel geliyor bana.

Ne diyordum? Tatlış evlerini açtılar. Her yere de miniş notlar bırakmışlar, bir nevi evin kullanım kılavuzu tadında. Bir hafta kalacaktık en nihayetinde. 

Madde #2 – 6 aylık bebek, siz planlar yaparken başınıza gelenlerdir

Araç kiralayalım dedik. Üç gün yeter… Geri kalan günlerde de Nant’ımızı gezeriz. Bir uygulama var, hani insanların kendi evlerini başkalarına günlük falan kiraladıkları yer vardı ya, site, heh, yasak hani, bildin evet! Onun arabalısı. Öyle bi uygulama. İsim söyleyemiyoruz di mi sayın editörüm? 

Bebekli seyahat rehberi vegan seyahat rehberi

Yerli plaka aracımız, terli sırtımızla Pornic kasabamıza doğru yola çıktık. Bir gün önce zaten iki buçuk saat tren yolculuğu yapmış Canımızyavrumuz, ertesi gün kalkıp da “Veganbaboli, bana sağlam bi espresso yap, ben iki dakkaya toparlarım” demedi haliyle. Tren yolculuğu da şahaneydi. Ben Canımızyavrumuzu kucağımda, bir ayağım bizim koltukta, bir ayağım koridorda sallarken, Canımkarım da ninni söylüyordu. Ne var? Her şeyi beraber yapıyoruz, evet! 

Pornic kasabamıza indik. 50 km/s rüzgar “versus” Canımızyavrumuzun ağlama desibelleri. 6 saat kaldık Fransamızın bu güzide kasabasında. 5 saat 45 dakikasında Canımkarım Yeşilçam seti gulyabanisi kostümüne sarılmış şekilde Canımyavrumuzun hem pışpış hem de meme ihtiyacını gideriyordu! Ben mi? Canımızyavrumuz güneşten etkilenmesin diye sahile güneşlik kurmaya çalışıyordum. Güneşlik aslında kurulu yani de, yazıyla zor oluyor şimdi. 

Madde #3 – Size bazı fikirlerin iyi olduğunu kim söyledi?

Pornic kasabasından çok etkilendiğimiz için, yeni bir sahil kıyısı bakalım dedik. Fotoğraflarda da şahane gözüken, Nant’a bir saat mesafedeki La Baule’e (la bol diye okunuyor, harf cömerti Fransızcamızda) gidelim dedik. Fotojenik bir şehir, Google görsellere göre.

Dünden dersimizi almıştık. “Güneşliği kurmayız ya” dedim evin “erkeği” olarak. Bu tarz kararları zamanında alır, yerinde de uygularım. 

Bu sefer harbiden rüya gibiydi. Canımızyavrumuzun 6. ay dönümüydü. Okyanusa banıldı, romantik romantik deniz kabukları toplandı. 

Bebekli seyahat rehberi vegan seyahat rehberi

Madde #4 – Yaşadıklarımdan öğrendiğim bir şey var

Biz ertesi gün de La Bol’e gittik, canımlar. Çünkü artık orayı biliyorduk, tanıyorduk. Ertesi yaz yine geldiğimiz o emekli, bebekli Kuzey Ege’mizin bir kasabasıydı bizim için. Akçay’daydık biz.

Tarihine dair, Canımkarımın biz yoldayken ChatGPT’den ilettikleri dışında hiçbir şey bilmiyorum. Tam Akçay. Paris burjuvazisi zamanında burayı sevmiş. Ama ne evler var! Herkes beyaz! Ay, ırkçılığı da fevkalade. Biz gerçekten verim aldık.

Sonra Nant’ımıza geri döndük. bir tam gün dinlendik. Bir orada yattık, kalktık, bebonun yatağına yattık, döndük oyun halısına yattık. Ertesi gün daha dinç bir şekilde kalktık. Dedik “Hadi şehir merkezi bizi bekler”

Bir başka Canımızarkadaşımız bize kendi memleketinin kafesinde dahil oldu. Halbuki biz seçmedik, ille de “Kanadam, canım kanadam” diye bir tutkumuz yoktu. Canımızyavrumuz uyandı ve acıktı. İlk kafeye oturduk. 

Canımızarkadaşımız vegan bireyler olduğumuzdan dolayı bizi bu spora uygun yerlere götürdü. Choco-Hola diye bir çikolatacıya götürdü. Meksikalı bir bey işletiyordu. Kakao bizi burada da karşıladı. Kakao, Canımkarım sayesinde hayatımızda önemli bir yer tutuyor. Hiçbir şey tesadüf değildir. 

Bebekli seyahat rehberi vegan seyahat rehberi

Aa, şatosu var Nant’ın. Bir düşesin şatosu. Canımızyavrumuza layık değil ama… Zaten uyudu şatoda. İlerde “Ben şatolarda uyudum” dese belgeli falan her şey. Akşam yemeği olarak da Glasgow Burger diye bir yerde yemek yedik. Adı burger olan bir yer için kötü burgerleri var. %100 vegan bir fast food’çu ancak bir ikame ürün cenneti. Vegan parmesan aldık. Bakalım, deneyeceğiz, söylerim. (Çok da merak ediyordunuz ya!)

Madde #5 – Irmağının akışına…

Canımızyavrumuzun ilk su taşıtı İstanbul’da olur diye romantize ediyorduk. Nant’a kısmetmiş. Nant’ta haftasonu toplu taşıma ücretsiz. O yüzden hepsine bindik biz de. Zeplin olsa binerdik. Yalan yok. 

Nant güzel şehir. İnsanlar gerçekten güler yüzlü. Kırsala özgü bir hava veriyor bu kadar güleçlik. O yüzden hem şehir hem kırsal bir arada gibi oluyor.

Neresi gezilir Nant’ta? Bilmiyorum. Altı aylık bebeyle nasıl gezilir peki? Valla, o isterse, işte meşrebinizce. 

Sonra Paris’imize geri döndük. Beş gündür kendimize gelmeye çalışıyoruz. Ya siz çalışanlar… Tatil böyle bir şey mi ya? Siz her tatile çıktıktan sonra böyle mi oluyorsunuz? N’apıyorsunuz sonrasında? Var mı bir formülü? Yoksa “Duble espressoyu çaktım mı…” mı?


Yeni yazıların e-postanıza gönderilmesi için abone olun.

Yorum bırakın

Bizi Instagram’da Takip Edin!

AliveSouls'a ücretsiz abone olun!

Güncel yazılardan ve haftalık bültenden anında haberdar olmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin