Yine bir futbol takımının ardından düştük yollara… 6 aylık hamile olduğumdan, uzun uçuşlar ve büyük şehirler artık zorlayabilir endişesiyle bu defa rotamızı Marsilya’ya çevirelim dedik. Hem de bebeğin eksiklerini Türkiye’den çok daha uygun fiyatlara tamamlamak için güzel bir fırsat oldu. Bu yazıda, diğer yazılarımda olduğu gibi yine en çok keyif aldığımız deneyimlere yer vereceğim. Marsilya’yı tüm yönleriyle keşfetmek, pratik önerilerle seyahatinizi planlamak ve deneyimlerimizden ilham almak adına faydalı bir rehber olacağını umuyorum.
Vieux-Port’ta Gün Batımında Yürüyüş Yapın

Liman kenti olarak bilinen bu şehrin merkezinde, Vieux-Port adını verdikleri liman yer alıyor. Burada bir uçtan diğerine sakin bir yürüyüş yapmanızı öneririm. Özellikle gün batımını tercih ederseniz, güneş ışıklarının binalara, teknelere ve denize yansımasıyla şahane bir manzara ortaya çıkıyor.
Ayrıca tam merkezde Amorino diye bir dondurmacı var. Diğer dondurmacılardan farklı olarak dondurmayı çiçek şeklinde sunuyorlar. Meyveli sorbelere ek olarak çikolatalı dondurmasının ve külahının da vegan olması bizi sevindirdi.
Vélodrome Stadı’nda Marsilya Futbol Takımının İzleyin


Futbolu sevin ya da sevmeyin, eğer futbol bir şehrin kültürüne işlemişse, o şehrin yemeklerini ve tarihi binalarını deneyimlemek kadar önemli bir etkinliğin de futbol maçına katılmak olduğunu düşünüyorum.
Marsilya taraftarı, ateşli ve heyecan dolu olmasıyla biliniyor. Öyle ki kale arkasındaki tribünlerde hala meşale yakılmasına izin verilen nadir statlardan biri sanırım. Bu arada Marsilya Stadı‘nın etkileyici bir mimarisi olduğunu da söylemeden geçemeyeceğim, diğer statlardan direkt ayrışıyor.
Yalnız bizim izlediğimiz Marsilya – Auxerre maçında bir tuhaflık vardı. Maçın başlamış olmasına rağmen, ateşli olmasıyla bilinen Marsilya taraftarından ses çıkmıyordu. Öyle ki statta yalnızca bir avuç Auxerre taraftarının sesi duyuluyordu. Nedenini sorguladığımızda taraftarın ilk yarıda kulübü protesto ettiğini öğrendik. Nitekim ikinci yarının başlamasıyla beraber bildiğimiz Marsilya taraftarı sahaya geri döndü. Hep bir ağızdan bağırmalar, meşaleler, üstünü çıkaranlar, ıslıklar derken ancak maçın yarısında atmosfere girebildik. Bu da unutulmaz bir deneyim oldu diyelim.
Palais Longchamp: İhtişamlı Bir Yapı

19. yüzyılda inşa edilen Palais Longchamp, Marsilya’ya su getirilmesini kutlamak amacıyla yapılmış anıtsal bir yapı. İçinde Güzel Sanatlar Müzesi ve Doğa Tarihi Müzesi de bulunuyor. Gördüğüm en zevkli ve en ihtişamlı çeşmelerden biriydi. Etrafındaki yeşilliklerle, şelaleriyle ve önündeki büyük havuzuyla adet cenetten bir köşe gibiydi. Arkasında da keyifli bir botanik bahçesi yer alıyor.
Notre Dame de le Garde: Şehre Yukarıdan Bakın

Marsilya’nın en ikonik yapılarından biri olan Notre-Dame de la Garde Bazilikası, şehrin en yüksek noktalarından birinde yer alıyor ve denizcilerin koruyucusu olarak biliniyor. Marsilya bir liman şehri olduğundan, kilisenin içinde de denizcilikle ilgili birçok figür ve görsel bulunuyor. Özellikle tavandan sarkan küçük gemi maketleri buranın diğer kiliselerden ayrışmasını sağlıyor. Ayrıca rengarenk parlak mozaikler görsel bir şölen sunuyor.
Buraya gün batımına yakın gelmenizi tavsiye ederim çünkü bulunduğu konum sayesinde Marsilya’yı kuş bakışı izleyebilirsiniz. Batan güneşin şehirde oluşturduğu “golden hour” gerçekten görülmeye değer. Tabii bazilikanın kapanış saatlerini de göz önünde bulundurmayı unutmayın.
Le Panier: Marsilya’nın En Renkli Mahallesi


Marsilya’nın en eski mahallelerinden biri olan Le Panier, dar sokakları ve sanatsal atmosferiyle öne çıkıyor. Yan yana dizili rengarenk binalar, duvarlarında yer alan yüzlerce grafiti ve tasarım ürünler satan butik dükkanlar burayı keyifli bir rota haline getiriyor. Yalnız pazar günü gelmenizi önermem, zira birçok yer kapalıydı.
Vegan Lezzetler Tadın
Fransız mutfağı genel olarak vegan dostu olmasa da Marsilya’da bulabileceğiniz güzel seçenekler var. Bunlardan deneyim memnun kaldıklarımı paylaşıyorum:
Mauvaise Herbe: Merkezde yer alan bu mekanda 15.30’a kadar başlangıç, ana yemek ve tatlının olduğu bir öğle menüsü sunuyorlar. Ben mantarlı bir çorba, balkabağı püresi ve tofu kreması ile servis edilen karamelize pırasa, tatlı olarak da elmalı armutlu turta denedim. Lezzetli, doyurucu ve tatmin edici bir menü oldu.


La Fiancee: Mauvaise Herbe’nin hemen yanında yer alıyor. Marsilya’da vegan kahvaltı seçenekleri oldukça sınırlı. Genelde avokado tost yumurtasız ve peynirsiz sunuluyor ama bence çok eksik bir tabak oluyor. Hal böyle olunca buradan – menülerinde olmadığı halde – vegan bir kahvaltı tabağı hazırlamalarını rica ettik. Mantar sote, kuru fasulye ve salatadan oluşan gayet besleyici bir tabak hazırladılar. Dolayısıyla buranın esneklik gösterebildiğini söyleyebilirim. Ben istedikçe, siz istedikçe menüye girecek vegan seçenekler!
La Pepite: La Panier’in hemen girişinde yer alan bu mekan, glutensiz ve laktozsuz seçenekler sunuyor. Yani vegan veya vejetaryen olmasa dahi, tercih edebileceğiniz vegan pizza, bowl, sandviç ve tatlı alternatifleri mevcut. Ben humuslu pancarlı bir sandviç ve mangolu hindistan cevizli bir tatlı denedim. İkisinden de oldukça memnun kaldım.


Panisse: Panisse bir mekan değil, Marsilya’ya özgü bir sokak lezzeti. Nohut unundan yapılan ve kızartılarak servis edilen bu atıştırmalık, özellikle liman çevresinde oldukça yaygın. Biz otelimizin yer aldığı sokakta Farfalou adlı mekanda rastgele keşfettik. Buradan alıp limanda denize karşı, ayaklarınızı sarkıtarak yiyebilirsiniz. Deneyimlenmesi gereken bir lezzet olduğunu düşünüyorum.
Yukarıdakilere ek olarak Monop ve Naturalia gibi zincir marketlerden vegan sandviç veya bowl gibi seçeneklerle bazı öğünlerinizi hızlı ve uygun şekilde geçiştirebilirsiniz. Burger King‘de de “plant-based” seçenekler mevcut, ancak içeriğinden peynir ve mayonez gibi hayvansal ürünleri çıkarmanız gerekiyor veganlaştırabilmek için.
Bonus: Marsilya’da Otel Önerisi
Otel araştırıp karar vermek, seyahat planlamanın en zahmetli kısımlarından biri olduğundan kaldığımız oteli önermek isterim. Biz Hôtel Carré Vieux Port‘ta kaldık. Google’da 1.513 kişinin değerlendirmesiyle 4,3 puan almış. Otelin en önemli özelliği, şehrin tam merkezinde, limanda yer alması. Birçok yere ulaşım sağlayabileceğiniz metro durağının hemen yanında bulunuyor. Musluk suyu içilebiliyor ve hijyen anlamında da bir sorun yaşamadık. Ancak onun dışında ekstra bir konfor beklememek gerekiyor, odada kasa bile yok.

Bir diğer önemli nokta da, müşterilerin en uygun fiyatlı “Comfort Room”un oldukça küçük olduğu yönünde yaptığı yorumlar. Biz de bu riski almamak için direkt “Superior Room with bath” tercih ettik.
Konaklama için limanda bir otel tercih ederseniz, hem ulaşım açısından kolaylık sağlar hem de market, restoran gibi seçenekler elinizin altında olur.
Bonus #2: Bebek Alışverişi ve Tax Free Avantajı
Ne yazık ki bebek arabası, ana kucağı, kanguru ve yatak gibi büyük kalemler Avrupa’da Türkiye’ye kıyasla çok daha uygun olabiliyor. Bu nedenle uçak bagaj ve kabin haklarımızı kullanarak bazı ürünleri buradan almayı tercih ettik.
Merkez toplu taşımayla kolaylıkla ulaşabileceğiniz La Valentine bölgesinde yer alan Aubert ve Bebe 9 mağazalarından eksiklerinizi tamamlayabilir, 20% vergi iadesi avantajından faydalanabilirsiniz.

Yorum bırakın