Yoga sadece bir egzersiz değil; beden, zihin ve tüm canlılarla kurulan derin bir bağın pratiği. Peki bu “bir olma” hali bizi nasıl daha şefkatli ve farkındalıklı bir yaşama, hatta veganlığa götürür? Bu yazı, yoga felsefesi ile etik yaşam arasındaki güçlü ilişkiyi keşfetmeye davet ediyor.

Yoga Felsefesi ve “Bir Olmak” Kavramı
Yoga, Sanskritçe kökenli “yuj” kelimesinden türemiştir. Kelime; birleşmek, bütünleşmek ve bağ kurmak anlamlarına gelir. Beraber yapılan her eylemde bir olunur, bağ kurulur. Yoga daha çok kişinin kendiyle bağ kurması olarak tanımlansa da sadece kendinle bağ kurmakla ilgili değildir.
“Bir olmak” kavramı esasen kendinle, doğayla ve hayvanlarla bir olmak ve kendini başka bir canlıdan ayrı ve üstün görmemektedir. Burada aklıma Mevlana’nın sözü geliyor: “Baktığın benim, gördüğün sensin.” Böyle düşünüldüğünde gördüğümüz her insanda kendi özelliklerimizi bulabiliriz.
Doğaya baktığımızda kışın insanlar gibi daha depresif olmuyor mu? Ağaçlar yaprak döküyor, havanın gözü yaşlı, toprak kendi halinde uykuda. Çünkü doğada bizden farklı değildir. Her şey aslında birbiriyle uyum içerisindedir.
Hayvanların hareketlerini gözlemlediğimizde, karnı acıkan yavru kediler tıpkı yavru bebek gibi ağlar. İnsan, kendini doğayla ve hayvanlarla bir gördüğünde, onlara zarar vermeden uyumlu yaşadığında “bir olma” ilkesini gerçekleştirebilir.
Veganlığın tanımını hatırlayacak olursak; veganlık, insan dışı hayvanların eşya, kaynak ve mal gibi kullanılmasına ahlaki olarak karşı durmaktır. Bu nedenle yoga ve veganlık birbiriyle iç içedir. Kişi kendi gibi gördüğü bir canlıya zarar verebilir mi?

Yoga’nın Faydaları
Yoga; fiziksel sağlık, zihinsel huzur ve manevi farkındalık sağlar. Her ne kadar fiziksel bir pratik olarak görünse de aslında hem fiziken hem de ruhen iyi olma halidir.
Fiziksel pratikle başlayıp bedenimizi ve zihnimizi dinlediğimizde sakinleştiğimizi ve stresle daha kolay başa çıkabildiğimizi gözlemleyebiliriz. Yoga felsefesinin derinine indiğimizde ise farkındalık gelişir. Kendimizi sevdiğimizde ve fark ettiğimizde, artık istesek de yıkıcı ve şiddet içeren bir eylemin içinde bulunmayı tercih etmeyiz. Bu noktada Yoga Sutralar’da (yoga metinleri) karşımıza ilk çıkan kavram “Ahimsa”dır (Şiddetsizlik).
Ahimsa; hiçbir canlıya eylemde, dilde ve düşüncede zarar vermemektedir. Bu ilke, direkt olarak veganlıkla uyumludur. Hayvanlar gıda, mal, eşya veya denek olarak kullanılırken onlara şiddet uygulanır ve bu Ahimsa ilkesine tamamıyla aykırıdır.
Neden Yoga Yapıyoruz?
Yoga, bedene bütünsel bir bakış açısıyla yaklaştığı için diğer spor dallarından ayrılır ve sadece bedensel hareket değil, zihinsel rahatlama da sağladığı için tercih edilir. İnsanların birbirlerine, hayvana ve doğaya iyi gelebilmesi için önce iyi hissetmesi gerekir. Sağlıksız bir beden ve karışık bir zihinde farkındalık ya hiç oluşmaz ya da gecikir.

Kendimize iyi gelmek için yoga yapabiliriz. İyi hissettiğimizde belki başka canlılara da iyi gelebilir, onların dünyasından hayata bakabiliriz. Yogaya başladıktan sonra neyi neden yaptığımızı araştırdığımızda taşlar yerine oturacaktır.
Yoganın Beş Temel Prensibi
- Doğru egzersiz: Bedenimize iyi gelen ve bizi tanımamızı sağlayan egzersizler
- Doğru nefes: Burundan alınır ve verilir, stres anlarında nefesle mola verebiliriz
- Doğru gevşeme: Zihin dolu olabilir; bedeni bırakmak dingin uyanışları getirir
- Olumlu düşünce: Olumlu eylemlerden sonra gelir ve ruhu besler
- Doğru beslenme: Yogada 3 çeşit beslenme türü vardır:
- Tembelleştiren (et, alkol, sigara)
- Enerji verici (acı baharatlar, sarımsak)
- Saf ve temiz (vegan besinler)
Bu kısmı biraz daha açıklamak istiyorum:
Yoga yapan hiçbir yoginin et ve et ürünleri tükettiği görülmemiştir. Et, ölüme sebep olduğundan ölü bir bedeni vücutlarına almayı tercih etmemişlerdir. Veganlığın henüz bilinmediği zamanlarda vejetaryan beslenme biçimini benimsemişlerdir.
Yogiler “sattvik” (saf ve temiz) beslenir. Taze sebze-meyveler, kuruyemişler, baklagiller, tahıllar ve yumuşak baharatlar tüketirler. Genellikle vücudu doldurmaz, sadece yeteri miktarda yerler.
Sürecin Doğal Akışı
Yoganın tanımına geri dönecek olursak, bu tanımı gerçekleştirmek için genellikle süreç şöyle ilerler: Fiziksel sağlığımızı desteklemek için hareket ederiz. Bu hareketlere “asana” denir. İnternette kendi seviyemize göre bolca video bulabiliriz. Sakatlık yaşanmaması adına şiddetsizlik ilkesine uygun hareket etmeli, bedenimizi incitecek pozlardan kaçınmalıyız. Tabii eğer bir stüdyoya gitmeyi tecih ederseniz yoga eğitmenleri size yardımcı olacaktır.
Tüm bu hareketleri sessizleşmek ve kendimizle kalabilmek için yapıyoruz desem, önceden anlattıklarıma ters düşmüş gibi görünse de aslında tüm pozlar meditasyon haline ulaşmak içindir. Esnek beden, esnek zihin…
Manevi farkındalığı ise öğretiyi okuyarak yavaş yavaş kazanırız. Farkındalık geliştikçe zamanla zihnimizin de sakin ve uyumlu olduğunu gözlemleyebiliriz.
İnsan da Bir Hayvandır
İnsanın hayvanlar aleminin bir türü bilim dünyasında da kabul görmektedir. Aklıma gelen ünlü primatolog Frans da Waal haricinde, geçenlerde okuduğum Robert Sapolsky’nin Davranış kitabında: “Unutmadık değil mi, biz de bir hayvanız.” cümlesine rastladım.
Yogadaki hareketlerin birçoğunda hayvan hareketleri taklit edilir. Ayrıca Budokon Yoga adı verilen bir yoga pratiğinde de neredeyse tamamen hayvan hareketleri yapılır. Hayvanlar da insanlar gibi hissebilen canlılar olduğundan ve pratiğimizde bile onlardan destek aldığımızdan dolayı, kendimizi onlarla bir görüp onlara zarar vermemek, hem yoga hem de veganlığa uygun hareket ettiğimizin göstergesidir.

Şefkat ve Birlik
Kendimize, insanlara, hayvanlara ve doğaya şefkatle yaklaşmalıyız. Hayvan haklarını savunup doğaya zarar vermek yoga ile uyumlu bir davranış değildir. Aynı şekilde çevreci eylemlerde bulunup hayvan eti yemek de ne yoga ne de veganlıkla uyumludur.
İnsan, doğa ve hayvan uyumunu gözettiğimizde yoga felsefesine uygun bir yaşam sürmüş oluruz. Hocam hep “Yoga yapma, yoga ol” derdi. Yogaya başladığımda vegan değildim. Şimdilerde hala yoga olmaya çalışıyorum.

Yorum bırakın