Editörün notu: Geçtiğimiz günlerde Artvin Borçka’da düzenlenen üç günlük Kolektif Vegan Festivali, Türkiye’nin farklı şehirlerinden hayvan hakları savunucularını bir araya getirdi. Festivali farklı açılardan ele alan bu serinin ilk bölümünde yazarımız Talha, deneyim ve anılarına odaklanıyor. Yazarımız Lila Okyanus’un festivalin politik ve aktivist yönlerini anlattığı ikinci bölümünü de ilerleyen günlerde sizlerle buluşturacağız!

Üç gün süren festivalde çadırlarımızı alıp kamp yaptık. Bu kampın ya da festivalin (ikisini de aynı anlamda kullanacağım) önemli noktalarından biri, kolektif olmasıydı. Ülkenin birçok farklı noktasından insanların gelmesine olanak sağladı. İstanbul’dan gelen bir grup, Ankara’dan gelen bir grup, İzmir’den, Trabzon’dan, Rize’den, Dersim’den, Şırnak’tan, Van’dan, Kırklareli’nden ve daha birçok yerden…
Normal şartlarda bir otobüs veya uçak bileti almaya kalktığınızda tek yön için verilecek paranın çok daha azını gidiş-dönüş için ödediğiniz bir alan tanıdı. Üstelik bu kolektif, para vermeyi de zorunlu tutmadı. Cebinizde buraya ayıracak paranız olmasa bile, gönlünüzde buraya katacak bir emeğiniz varsa bu yeterliydi. Bu nedenle, etkinliğin en önemli noktası adından da anlaşılabileceği gibi kolektifliği, dayanışması, emeği ve kenetlenmesiydi.
Artvin’e Yolculuk ve Çadır Kurulumu
İstanbul’dan bir araçla yaklaşık 22 saat süren yolculuğumuz esnasında birçok insan tanıyarak başladım bu kampa. Fasılların söylendiği, sloganların havada uçuştuğu, yorulup uykuya daldığımız ve bazen sıcağa, bazen neme, bazen de yağmura denk geldiğimiz bu yolculuk, ama öyle ama böyle tamamlandı.

Borçka’ya ilk adımımızı atar atmaz çadırların iskeletleri kuruldu. Ancak burada da çok önemli bir noktaya dikkat çekmek isterim: İlk kez kamp yapanlar, ilk kez çadır kuranlar ve ilk kez çadırda kalacaklar vardı. Yüz kişiye yakın bu topluluğun içinde, tecrübeli kişiler deneyimsiz çoğunluğun akıllarındaki tüm soruları cevapladıkları gibi, çadır kurmalarına da pratik olarak destek oldular. Bu vesileyle oluşmaya başlayan dayanışmanın izlerini Artvin Borçka’da hâlâ görebilirsiniz.
Vegan Sofralar ve Hayvan Hakları Panelleri
Yeni güne çay ve kahvaltıyla başlayıp festivalin eğitici kısmına geçmek üzere yola koyulduk. Önce diğer şehirlerden gelen arkadaşlarla kaynaştık, ardından her şehirden getirilen vegan yiyecekler ikram edildi. Sonrasında hayvan haklarıyla ilgili kesişimsel bir basın açıklaması okundu.
Ardından paneller başladı. Her gün birçok panelistin yer aldığı zengin bir aktarım sahası oluştu. BurHak’ın kurucuları, yani Burak Özgüner’in ailesi oradaydı. Yaşamdan Yana Veteriner Hekimler‘in kurucuları da keza öyle. Vegan veteriner hekimler, insan hekimleri… İlker Kılıçer gibi vegan sanatçılar… Ülkenin dört bir yanından yetenekleriyle mest eden öğrenciler… Vegan anneler ve doğumdan itibaren vegan beslenen çocuklar… Hollanda’dan “Hayvanlar İçin Parti” milletvekili Benjamin den Butter ve Türkiye’den TİP vegan milletvekili adayı Nihal Memiş Dizdar. Kadıköy, İstanbul’dan vegan kafe ve kitabevi Ayrışım… Her şeyiyle yaşamın gündelik tüm pratiklerine dokunan ve bunları aktaran bir atmosferle paneller oluşturulmuştu. Birçok isim ve kurum, dayanışmayı burada da gösterdi.

Panellerde servis edilen yemekler, ücretsiz bir şekilde ancak el birliğiyle hazırlandı. Bir sürü insan birbiriyle tanıştı, dostluklar kurdu ve sosyal medya üzerinden bağlantı kurarak hayatlarına dahil etti. Yeni bir dünyanın, sosyal çevrenin ve idealin gerçekleşmesi için adımlar atıldı. Biraz da spoiler olsun: Kamp sonunda dört kişi vegan yaşamı benimsemeye karar verdi. Akşamları kamp alanına dönüldü, birlikte bir şeyler yapılmasına olanak sağlandığı gibi bireysel zamanlarımız da oldu. Ya da birimiz alanda telefonunu kaybedince hep birlikte onu aradık. Ruhumuz, vicdanımız ve zihnimiz tazelendi.
Panellerden söz etmeye devam edecek olursak; oldukça geniş bir spektruma değindiklerini söyleyebilirim. Veteriner hekimler; balıkların da, kabukluların da tıpkı kedi ve köpekler gibi acıya maruz kaldıklarını dile getirdi. Vegan kedi-köpek mamaları konuşuldu. Eray Özgüner, bizlere Burak Özgüner’in hayatını bir anne gözüyle anlattı. Burak Özgüner’in mücadelesi dinleyenlere ilham verdi. Benjamin Butter, Hollanda’daki aktivizmini anlattı. Ayrışım’dan Ege, veganlık bağlamında Filistin üzerine bir okuma gerçekleştirdi. Veganlığın politik zemini detaylandırıldı.
Çocukların Etik Farkındalığı
Ancak beni en çok etkileyen; gözlem ve sohbetlere dayalı bir bilgi olarak, henüz 5-6 yaşındaki çocukların yalnızca vegan beslenmeleri değil, düşünsel anlamda da bu noktada emek göstermiş olmalarıydı. Felsefi ve etik olarak veganlığı tanımışlardı.

Panellerin en güzel yanlarından biri de çocukları dinlemeye hapsetmemek için eşzamanlı çocuk etkinliklerinin gerçekleştirilmesiydi. Yazıdan da anlaşılacağı üzere, anneler, babalar ya da kim olursa olsun; herkes çocuğuyla gelebilirdi. Çünkü bu festival, güvenli bir alana zaten doğası gereği dayanışmayla sahipti.
“Kimseyi Yemiyoruz!”
Yazının sonlarına doğru gelirken, tüm panellerden ve anılardan bahsetmek mümkün değil ama seçerek bir anı paylaşmak isterim. Vegan bir anne, panel sırasında çocuğuyla ilgili bir anısını anlattı. Çocuğu henüz 4-5 yaşında. Doğumdan itibaren vegan olarak besleniyor. Bu beslenmenin gereği olarak, hiçbir zaman yasaklar koymamış. Et tüketimini “yasak” ya da “şiddet” üzerinden değil, açıklayıcı bir dille aktarmış.
Çocuğunun bu süreçte yaşadığı bazı sosyalleşmeleri de bizlerle paylaştı. Örneğin çocuğunun, hayvansal gıda tüketmek isteyenlere neden yemediğini rasyonel ve etik bir düzlemde açıklayabilmesi… Veya annesi ona bir jelibon aldığında, “Anne, bunun içinde vücut var mı?” diye sorması… Çocuğun veganlığı bilişsel ve algısal olarak kavramış olması beni çok etkilemişti. Ancak bunu en çok şu cümlede fark ettim: Annesinin, karşılaştığı “Her şeyi yiyor musunuz?” sorusuna, çocuğunun verdiği şu cevap: “Evet, her şeyi yiyoruz… Ama kimseyi yemiyoruz!” Bu cevap, insan dışı hayvanın bireyliğine ve toplumsallığına yapılan çok güzel bir vurgu niteliğindeydi.

Son Sözler ve Kapanış
Kamp genel haliyle böyleydi. Çok eğlendik, çok şey gördük ve birbirimizi çok sevdik. Hayatında hiç tanımadığın insanların yanından, üç günün sonunda ayrılmak insanı bu kadar üzebilir mi diye düşündürttü bana.
Tüm bunlarla birlikte, paneller esnasında duyduğum güzel bir cümleyle tamamlamak isterim bu yazıyı: “Hazır olmayan farkında olamaz, bir kez farkında olansa artık farkındalıktan kaçamaz!”
Sevgiyle, doğayla, hayvanlara saygıyla ve dayanışmayla, sevgili okur… Afiyet olsun…

Kolektif Vegan Festivali: Hayvana, İnsana, Yeryüzüne Özgürlük – AliveSouls için bir cevap yazın Cevabı iptal et