Editörün notu: Geçtiğimiz günlerde Artvin Borçka’da üç günlük Kolektif Vegan Festivali düzenlendi. Festivali iki farklı açıdan ele alan serimizin bu ikinci bölümünde, yazarımız Lila Okyanus, etkinliğin politik ve aktivist yönlerini aktarıyor. Serinin ilk bölümünde ise yazarımız Talha, festival deneyimlerini ve anılarını paylaşmıştı.

Ağustosun ilk günlerinde Artvin Borçka’nın yemyeşil doğasında, hayvan özgürlüğü ve ekolojik yaşam odağında şekillenen Kolektif Vegan Festivali, Türkiye’nin her köşesinden ve yurtdışından yaşam hakkı savunucularının kolektif emeğiyle hayat buldu.
Kurtuluş Yok Tek Başına, Ya Tüm Türler Ya Hiçbirimiz
Üç gün boyunca katılım sağladığım festivalde, veganlığın ötesinde; özgürlüğü, türcülüğü, patriarkayı, ekolojiyi, kolektif ve etik yaşamı konuştuk.
Şiddetsiz, sınıfsız, sömürüsüz özgür bir dünya hayaliyle bir araya gelip; direnişin öznesi olan tüm kayıplarımız için yasımızı, göz yaşımızı paylaştığımız; kolektif sofralar kurup, şarkılar ve türküler eşliğinde dans ettiğimiz; aktivizm seminerleri, sahne sanatları, konserler, atölyeler, doğa yürüyüşleri, yoga gibi çeşitli etkinliklerle dolu dolu geçen yürekten katılımın sağlandığı bir organizasyon oldu.

1-3 Ağustos tarihleri arasında, hayvan sömürüsüne, ekolojik yıkıma ve tahakküme karşı bir duruş için bir araya geldiğimiz festivalde Katliam Yasası‘nın yıl dönümü niteliği taşıyan 2 Ağustos günü, yasa çıktığı günden bugüne katledilen sokak hayvanları – çoğunluğu köpek dostlarımız – için bir protesto eylemi ve anma gerçekleştirildi. Hayvanların öldürülmesine zemin hazırlayan tüm düzenlemelere karşı topyekûn mücadele çağrısı yapıldı.
Hollanda’da Hayvan Hakları Siyaseti: Partij voor de Dieren
Borçka’daki yerel halkın şikayetleri arasındaki güncel ve en önemli konu, HES ve barajlar meselesiydi. Barajların etkisiyle hava kalitesinin ciddi şekilde olumsuz etkilendiği dile getirildi. Yaşamın her alanında adalet ve eşitlik için, tüm türlerin ve gezegenin iyiliği adına birlikte harekete geçmemiz gerekli.
Festivalde ilham veren birbirinden özgün panelistler arasında Hollanda’dan Partij voor de Dieren (Hayvanlar için Parti) milletvekili, vegan ve avukat Benjamin den Butter yer aldı. Benjamin, oldukça akıcı ve yetkin bir Türkçeyle partisinin kuruluş sürecini ve hayvan refahıyla ilgili yürütülen politikaları bizlere aktardı. Ülkemizde ve dünyada, vegan ve hayvan merkezli siyasi partilerin kurulmasını elzem buluyorum.

Türkiye’de hayvan hakları ve yaşam savunucuları arasında simge isimlerden olan, birkaç sene önce hayata gözlerini yuman Burak Özgüner‘i hep birlikte andık. Özgüner’in annesi, Eray Özgüner’in ağzından dinlediğimiz, Burak’ın aktivizm dolu hayatı hepimize ışık olmaya devam ediyor.
Başka Bir Dünya Mümkün
Her köşe başında, her vitrinde ve her sofrada şiddetin normalleştirildiği, canlıların mal sayıldığı bir dünyada nefes almak… Sistemin dayattığı gibi yaşamadığımızda, zaman zaman yoruluyoruz belki. Ama vicdanla yaşamanın yükü, sömürüyle yaşamanın kolaycılığına hiç benzemiyor.
Vegan olmayan bir dünyada yaşamanın ağırlığını hafifletmek için, topluluk olup omuz omuza sırt sırta vermek; hayvanların, doğanın ve birbirimizin gözünün içine bakarak umudu ve yaşamı çoğaltmak çok değerli.
Kimseyi Tüketmeyeceğiz, Kendimizi de!
Bu festival yalnızca bir vegan buluşması değildi. Hayvana, insana ve yeryüzüne adanmış bir direnişin; neşeyle, müzikle, aşla, aşkla, bilgiyle örülmüş haliydi.

Birlikte sofralar kurduk, birlikte yürüdük, birlikte tartıştık. Junk Vegan’ın vegan dürümünü afiyetle yerken “Aa bu vegan mıymış? Çok güzelmiş!” tepkileriyle güldük. Festivalin en küçük katılımcılarından Vera’nın da söylediği gibi: “Her şeyi yiyoruz ama kimseyi yemiyoruz.” İşte bu kadar.
Daha önce duymadığım ChatGPT’den gelen mükemmel bir direniş güldürüsüyle son verelim:
“Bu dünya hayvanlar için cehennemse, biz de içindeki itfaiyecileriz.”

Kolektif Vegan Festivali: “Ben Her Şeyi Yerim Ama Kimseyi Yemem!” – AliveSouls için bir cevap yazın Cevabı iptal et