2 Nisan günü, sesini duyurmak isteyen pek çok vatandaş gibi ben de tüketim boykotuna katıldım. Birey olarak kendimi güçlü hissettiğim ve hayatımla ilgili bazı farkındalıklar kazandığım bir gün oldu. Veganlar etik sebeplerle zaten birçok şeyi tüketmediğinden, boykot mantığına uzak olmasam da, bazı konularda ne kadar konformist bir hayatımız olduğu gerçeğiyle bir kez daha yüzleştim. Bir diğer farkındalığım da tüketim boykotuna aldırmayanlar oldu… Bu yazımda, sizinle bu deneyimlerimi tüm şeffaflığıyla paylaşacağım.
Neden Boykota Katıldım?
Bu satırları yazarken, hâlâ özgürlüğünden mahrum olan pek çok insan olduğunu düşünüyorum. Eğitim hakkı sekteye uğrayan öğrenciler, halkın oyuyla seçilmiş yöneticiler, yalnızca işini yapmaya çalışan insanlar… Ve aynı zamanda, kullanamadığımız temel haklarımız için: ifade özgürlüğü, barışçıl protesto hakkı, tarafsız ve erişilebilir haber alma hakkı…
Halkın sesini duyurabileceği pek çok alan sınırlandırıldığında, bazen sessiz ama etkili bir yol kalıyor geriye: Tüketmemek. 2 Nisan’daki tüketim boykotuna katılma nedenim de tam olarak buydu. Bu tavır herhangi bir marka ya da sektöre karşı değil; daha çok, farkındalık yaratmak ve tüketim alışkanlıklarımızı sorgulamak içindi.
1 Nisan Günü
Bayramı eşimin ailesinin yazlığında geçirdiğimiz için, 1 Nisan akşamı eve geldiğimizde dolap tamtakırdı. Ancak boykotun ruhuna aykırı olmamak adına, tüketimi gereksiz yere artırmamak için sadece birkaç gün yetecek kadar sebze, meyve ve ekmek aldık.
Boykot Sabahı
Sabah kalkar kalmaz mutfağa girdim ve soya kıymalı vegan tarhana çorbası ile zeytinyağlı pırasa yemeği pişirdim. İş ve özel hayatın yoğun temposu nedeniyle genellikle pratik yemekler yapıyorum, bu yüzden kahvaltıda da protein smoothie tercih ettim: protein tozu, şekersiz badem sütü, yulaf ezmesi, fıstık ezmesi ve ananası beraber blenderden geçirdim (tarifini merak edenleri şu Instagram paylaşımıma alalım). Bu kahvaltı beni öğlene kadar tok tutuyor! Bu arada mesai başlangıcına henüz vakit varken, tüketimin gücüyle ilgili şu yazımı, son dokunuşları yapıp yayına aldım: Döngüsel Ekonomi ve Sorumlu Tüketim: Tüketim Gücünü Nasıl Dönüştürebiliriz?
Benim aksime, eşim sabah kahvaltılarını filtre kahveyle geçiştirir, öğlene kadar tutması için de yanında bir tane muz yedi. Ben de ara öğün olarak kahvesine eşlik ettim.
Bu arada o gün evden çalıştığım için rahat kıyafetler tercih ettim. Kazağımı yıllar önce annem, taytımı da kardeşim hediye etmişti, hâlâ severek giyerim. Şunu da belirtmek isterim ki, pandemiden bu yana kendim için çok nadir giyim alışverişi yapıyorum, çünkü doğum günü, yılbaşı derken, ailemin ve eşimin almış olduğu hediyeler bana fazlasıyla yetiyor. Hatta artık son zamanlarda doğum günü dışındaki özel günlerde hediyeleşmeyi bıraktık.
Öğle Arası
Öğle molasında, sabah hazırladığım çorba ve pırasayı yedik. Yanına da dolaptaki malzemelerle hızlıca bir salata yaptım. Yemeğin ardından Türk kahvemi içerken, bir yandan da sosyal medya gündemine göz attım. X ve Instagram’ın bana sunduğu algoritmaya bakılırsa marketler, kafeler ve AVM’ler neredeyse bomboştu!
Akşam Üstü
Bugün pilates günü olduğu için, derse 1,5 saat kala karabuğday patlağı üzerine fıstık ezmesi ve muz dilimleriyle, enerji ve güç sağlayacak bir ara öğün yaptım.
Bu arada 2 Nisan akşamı önemli bir maç vardı: Fenerbahçe – Galatasaray Türkiye Kupası Çeyrek Finali! Eşim katıldığı bir çekilişten Şükrü Saraçoğlu Stadı’nın en güzel yerinden 2 kişilik bilet kazanmıştı. Hâl böyle olunca, bu fırsatı kaçırmak istemedik. En azından ATV’den izlemeyecektik!
Pilatese hazırlanırken annemin aldığı kazağı çıkarıp, eşimin aldığı tişörtü giydim, üzerine de yıllar önce aldığım polar ve montu (kaz tüyü olmaması önemli!). Yanımda da lise yıllarımdan kalan, üzerinde Avea’nın logosu olan Fenerbahçe formamı, 10 Kasım’da Fenerbahçe Spor Kulübü’nün hediye ettiği Atatürk temalı Fenerbahçe atkısını ve Fenerbahçe beremi götürdüm.
Tabii henüz acıkmadığımızdan ve dışarıda da hiçbir şey satın almamak için eşimle kendime birer peynirli sandviç hazırladım. Benimki vegandı ama eşiminki değildi maalesef (navegan eşle yaşayanlar bilir!).
Pilatese gitmek üzere evden çıkmadan önce son bir su içtim. Ne yazık ki stada suluk dahil hiçbir şey almıyorlar. Kendimi “Susuzluktan ölmezsin, insanlar oruçluyken saatlerce susuz kalıyor!” diye telkin ettim.
Akşam
Pilatesin ardından koşar adımlarla Erenköy Marmaray durağına gittim. Ulaşımı da boykota dahil edebilir miydim? Belki… Ama bir saat yürüyerek maça yetişmem mümkün değildi. Eşim benden önce gidip Yoğurtçu Parkı’ndaki topluluğa katılmıştı. Söğütlüçeşme durağında inip evde hazırladığım sandviçi yiyerek stada yürüdüm. Spor sonrası protein ihtiyacımı evden getirdiğim protein bar ile destekledim.
Gelelim hayal kırıklığına… Stadın içindeki Fenerium mağazalarından tutun, çevresindeki tüm mekanlar, marketler ve tekel bayileri tıklım tıkıştı! Normalde maç sırasında çay eşliğinde çekirdek çitlemeyi çok severim ama bu sefer hiçbir şey almadım. Ancak tribünlerde neredeyse herkes bir şeyler yiyip içiyordu. Maalesef boykot buraya hiç uğramamıştı. Ve futbolun tüketimi nasıl tetiklediğini bir kez daha fark ettim. Maçı da 2-1 kaybettik zaten!
Boykotun Bende Yarattığı Farkındalıklar
Her şeyden önce, başta da bahsettiğim gibi, ne kadar konformist bir hayatımız olduğu gerçeğiyle bir kez daha yüzleştim. Her şeyi o kadar otomatikleşmiş bir şekilde satın alıyoruz ki… Örneğin ben hemen hemen her gün suluğumu yanımda taşısam da, insanlar susadığında o şişenin çevresel yükünü hiç düşünmeden 500 ml’lik şişeler satın alıyor. Beni en çok zorlayan şey ise üç öğün yemek hazırlamak oldu. Normalde bir öğünü mutlaka dışarıdan söylüyordum, bundan sonra daha çok evden yiyeceğim kesin!
Bir diğer konu da, boykot yaptığım gün bile – önceden almış olsam dahi – paketli gıdalar tüketmiş olmamdı. Bitkisel süt veya fıstık ezmesi mesela… Gerçi kendi badem sütümü veya fıstık ezmemi yapmak istesem bu sefer de badem ve yer fıstığı satın almam gerekecekti. Yani kent yaşamında tüketimi sıfırlamak mümkün olmasa dahi azaltmak mümkün. Zaten her şeyi mükemmel yapmaya çalışmak insanı strese sokup yıldırabilir.
Sonuncu ve en acı farkındalığım, sosyal medya algoritmasının bana sadece benim gibi düşünen insanları göstermesiydi. Maç sırasında gördüğüm kalabalık beni gerçekten hayal kırıklığına uğrattı. Yine de boykota katılan azımsanamayacak bir kitle var ve bunun yayılarak artacağına inanıyorum. O yüzden herkesi sadece bir gün değil, her gün satın alma kararlarını yeniden gözden geçirmeye ve bilinçsizce tüketimi azaltmaya davet ediyorum! Hem gezegenimiz, hem de hak, hukuk ve adalet için…
Peki sizin boykotunuz nasıl geçti? Günlük yaşamınızda bundan sonra neyi farklı yapabilirsiniz? Yorumlarda paylaşın, birbirimize ilham olalım!

Yorum bırakın