Hayatımıza binlerce cümle girip çıkar. Çoğunu unuturuz. Ama bazıları zihnimizde sessizce büyümeye devam eder. Geçtiğimiz günlerde duyduğum tek bir cümle beni mantarları, miselyumu ve doğadaki görünmeyen bağları araştırmaya yöneltti. Bu yazı, o cümlenin peşinden çıktığım düşünce yolculuğunun hikayesi.

Bir Mikoloğun Tek Cümlesiyle Başlayan Düşünce Yolculuğu
Telefonumda amaçsızca videolar arasında dolaşıyordum. Tam o sırada tek bir cümle duydum: “You are a mushroom having a human experience.” (Sen, insan deneyimi yaşayan bir mantarsın.) Videoyu başa sardım. Sonra bir daha… Ve bir daha…
İlk tepkim gülmek olmalıydı. Olmadı. Çünkü nedense bu cümle bana saçma gelmedi. Aksine, uzun zamandır tanıyormuşum gibi tuhaf bir yakınlık hissettim. Belki de insan bazen yeni bir düşünceyle değil, yıllardır içinde taşıdığı ama adını koyamadığı bir fikirle karşılaşır.
Videodaki kişi İngiliz mikolog Darren Le Baron’dı. Yıllardır mantarların ekolojisi, kültür tarihi ve insanın doğayla kurduğu ilişki üzerine çalışan bir araştırmacı.
Elbette söylediği şey bilimsel anlamda “İnsan mantardır” iddiası değildi. Bu biyolojinin değil, düşüncenin alanına ait bir metafordu. Sorduğu soru ise beklediğimden çok daha rahatsız ediciydi: Ya kendimizi yaşamın geri kalanından gereğinden fazla ayrı görüyorsak? O an videoyu kapattım. Ama zihnimdeki soru kapanmadı.
Ertesi sabah kendimi mantarları araştırırken buldum. Bir gün önce ilgilenmediğim bir konu, bir gecede zihnimin merkezine yerleşmişti. Önce Darren Le Baron’ın başka konuşmalarını izledim. Sonra miselyumu ve miselyum ağlarını okumaya başladım. Ardından mikorizayı… Derken Suzanne Simard’ın çalışmalarına ulaştım. Sonra da mikolog Merlin Sheldrake’in satırlarına…
Benim için bu yolculuk tam da böyle başladı. Bir mantarla değil… Tek bir cümleyle…

Yer Altında Görünmeyen Bir Dünya
Araştırmaya başladığımda beni en çok şaşırtan şey; mantarların kendisi değil, yaşam biçimleriydi. Ormanda gördüğümüz o şapkalı yapı, aslında organizmanın yalnızca kısa ömürlü meyve gövdesiydi. Asıl yaşam ise çoğu zaman gözümüzün önünde değil, miselyum adı verilen görünmez yer altı ağının içinde sürüyordu. Milyonlarca ince hiften oluşan bu ağ; organik maddeleri ayrıştırıyor, toprağın besin döngüsüne katkı sağlıyor ve birçok bitkiyle ortak yaşam kuruyordu. Bir anda mantarlar benim için yalnızca doğada karşılaştığım canlılar olmaktan çıktı. Ekosistemin sessiz mimarlarına dönüştüler. Belki de yaşamın en önemli kısmı hiçbir zaman gördüğümüz yer değildi.
Toprağın altında sessizce çalışan bu görünmez ağ bana görünmeyen bağları düşündürdü. Dostluk… Güven… Hatıralar… Bir kitabın altını çizdiğimiz tek bir cümle…İlk bakışta görünmeyen ama zamanla bizi değiştiren şeyler…

Mikoriza: Doğadaki İş Birliğinin Sessiz Gücü
Araştırmaya devam ettikçe karşıma bu kez mikoriza çıktı. Kelime anlamı bile hoşuma gitti: “Mantar kökü.” Meğer doğadaki kara bitkilerinin büyük çoğunluğu yaşamlarının en az bir döneminde mantarlarla ortaklık kuruyormuş.
Bitki, fotosentezle ürettiği karbonu mantarla paylaşıyor. Mantar ise miselyum ağı sayesinde toprağın çok daha derinlerine ve çok daha geniş alanlarına ulaşarak suyu, fosforu, azotu ve diğer mineralleri bitkiye taşıyor. Bilim buna mutualizm, yani karşılıklı faydaya dayalı ortak yaşam diyor.
Bu satırları okurken uzun süre düşündüm. Çocukluğum boyunca bana doğa, güçlü olanın hayatta kaldığı bir yer gibi anlatılmıştı. Rekabet… Mücadele… Hayatta kalma savaşı… Oysa toprağın altında bambaşka bir hikaye vardı. Yaşam yalnızca rekabet ederek değil, iş birliği yaparak da devam edebiliyordu. Belki de kazanan, en güçlü olan değil… Birlikte yaşayabilendi.
Wood Wide Web: Ormanların Görünmeyen Ağı
Derken yolum Kanadalı orman ekoloğu Suzanne Simard ile kesişti. Yıllar süren araştırmalarında, bazı ormanlarda mantarların oluşturduğu miselyum ağlarının farklı ağaçlar arasında karbon ve çeşitli besin maddelerinin taşınmasına katkıda bulunabildiğini gösteriyordu. Bu çalışmalar zamanla çok etkileyici bir isimle anılmaya başlandı: Wood Wide Web. İsmini ilk duyduğumda gülümsedim. Sanki ormanın kendi interneti vardı.

İnternette bu konu üzerine onlarca yazı okudum. Kimisi ağaçların birbirleriyle konuştuğunu söylüyordu. Kimisi ormanın bilinç sahibi olduğunu… Fakat araştırmaya devam ettikçe bilim insanlarının çok daha dikkatli konuştuğunu fark ettim. Evet… Miselyum ağları gerçekten vardı. Bitkiler arasında madde aktarımı gerçekten gözlemlenmişti. Ancak bu ağların işleyişi hala araştırılıyor; etkilerinin kapsamı ve hangi koşullarda nasıl çalıştığı konusunda bilim insanları çalışmalarını sürdürüyor. Bu ayrımı öğrenmek hoşuma gitti. Çünkü doğa, onu olduğundan daha gizemli göstermeye çalışmadan da yeterince büyüleyiciydi.
Tam o sırada yolum bu kez mikolog Merlin Sheldrake ile kesişti. Onun mantarlara bakışı, Darren Le Baron’ın bıraktığı sorularla tuhaf bir uyum içindeydi. Mantarları yalnızca incelenecek canlılar olarak değil, dünyayı anlamanın başka bir yolu olarak anlatıyordu. Bu cümleyi okuduğumda kitabı kapatıp düşündüm. Galiba ben de artık yalnızca mantarları okumuyordum. Kendimi de başka bir yerden okumaya başlamıştım.
Bir Cümle Neden İnsana Tanıdık Gelir?
Bütün bunları okuduktan sonra yeniden Darren Le Baron’ın o tek cümlesine döndüm: “You are a mushroom having a human experience.” Belki gerçekten insan deneyimi yaşayan bir mantar değilim. Ama neden bu cümle bana bu kadar tanıdık gelmişti? Asıl soru buydu. Çünkü birkaç yıl önce biri bana aynı cümleyi söyleseydi büyük ihtimalle güler, bir sonraki videoya geçerdim. Bu kez öyle olmadı. Değişen cümle değildi. Ben değişmiştim.

Son birkaç yıldır bazı düşünürlerle sessiz bir sohbetin içindeyim. Özellikle Nietzsche ile… Onu okudukça fark ettiğim şeylerden biri şu oldu: İyi düşünürler insana hazır cevaplar vermez. Onun yerine, uzun süre peşini bırakmayacak sorular bırakır.
Eskiden karşıma farklı bir düşünce çıktığında onu hemen kabul etmeye ya da reddetmeye çalışırdım. Şimdi ise onunla biraz zaman geçiriyorum. Tartışıyorum. İtiraz ediyorum. Bazen hak veriyorum. Çoğu zaman ise yalnızca onu yanımda taşıyorum. Çünkü fark ettim ki insanı değiştiren şey, bir fikri hemen kabul etmek değil. Onunla yaşamayı öğrenmek. Belki bu yüzden Darren Le Baron’ın cümlesini hemen sahiplenmedim. Onu zihnimde taşımaya başladım.
Hayatım boyunca beni ben yapan hiçbir şey tek başına bana ait değildi. Düşüncelerim, kararlarım, korkularım, cesaretim… Hepsi, çoğu zaman fark etmediğim bağlarla şekillenmişti. Okuduğum kitaplar, tanıştığım insanlar, yaşadığım deneyimler ve zihnimde iz bırakan cümleler, bugün olduğum kişiye sessizce dokunmuştu. Miselyumu okurken beni etkileyen de tam olarak buydu. Toprağın altında görünmeyen bağlarla birbirine tutunan yaşam biçimleri, bana kendi hayatımdaki görünmeyen bağları hatırlattı. Belki de insanı dönüştüren şey yalnızca kendi seçimleri değildir; yol boyunca karşılaştığı insanlar ve düşünceler de bizi fark etmeden değiştirir.

Görünmeyen Bağlar: Miselyumdan İnsana
Araştırmaya başladığım günün üzerinden uzun zaman geçti. Geriye dönüp baktığımda bu yolculuğun bana mantarlardan çok kendim hakkında bir şey öğrettiğini görüyorum. İyi fikirlerin garip bir huyu var. Sessizce gelirler. Önce zihninin bir köşesine yerleşir. Sonra seni, hiç gitmeyi planlamadığın yerlere götürürler. Ben de kendimi önce miselyumun içinde buldum. Sonra ormanlarda… Sonra filozofların satırlarında… En sonunda ise yeniden kendime döndüm.
Belki Darren Le Baron haklı değil. Belki ben gerçekten insan deneyimi yaşayan bir mantar değilim. Ama onun cümlesi bana, uzun zamandır unuttuğum bir şeyi yeniden hatırlattı. Okuduklarımız… Sevdiklerimiz… Kaybettiklerimiz… İnandıklarımız… Vazgeçtiklerimiz… Bizi düşündüğümüzden çok daha derinden birbirimize bağlıyor. Belki de miselyumu bu kadar etkileyici yapan şey buydu. Toprağın altında sessizce çalışan o görünmez ağ, bana insan hayatını hatırlattı.
Darren Le Baron bana mantarları öğretmedi. Mantarlar sayesinde başka bir soruyu yeniden sormayı öğretti. Bugün dönüp baktığımda, son yıllarda beni en çok değiştiren insanların ortak bir yanı olduğunu fark ediyorum. Hiçbiri bana nasıl yaşamam gerektiğini söylemedi. Sadece başka bir yerden bakmayı teklif ettiler. Bazen bir filozof… Bazen bir bilim insanı… Bazen de hiç tanımadığım bir mikolog…
Belki de bazı insanlar hayatımıza cevap vermek için değil, soru bırakmak için girer. Darren Le Baron bana bunu yeniden hatırlattı. Daha önce de bir filozof bunu yapmıştı. Ama bu… Başka bir yazının konusu.

Yorum bırakın