Hayatın Başka Planları Vardı: Doğum Hikayem

3–5 dakika

Hamileliğim boyunca her şeyi planlamıştım. Müdahalesiz doğal doğum için hazırlanıyor, aylarca bunun hayalini kuruyordum. Ama bazen hayat, en ince ayrıntısına kadar yaptığınız planları birkaç gün içinde tamamen değiştirebiliyor. Bu yazı; hayal kırıklığı, kabulleniş, beklenmedik sürprizler ve sonunda şükürle geriye baktığım doğum hikayesi…

35. Haftada Gelen Beklenmedik Haber

Hamileliğimin en başından beri müdahalesiz doğal doğum planlıyordum. Hatta doktorumu da bu yönde seçmiştim. Hamileliğim süresince de yalnızca bu yönde okumalar yaptım; süreç nasıl ilerliyor, beni neler bekliyor diye. Kolay bir doğum olması için hamile pilatesi ve yoga dersleri aldım, nefes teknikleri öğrendim, kegel egzersizleri yaptım.

Gel gör ki evrenin benim için başka planları vardı.

35. haftamda başlayan şiddetli bel ağrısı nedeniyle yürümek benim için giderek zorlaştı. İki hafta boyunca geçmeyince kadın doğum uzmanım bir fizyoterapiste görünmemi önerdi. Ben de aynı hastanede bir profesöre göründüm ve doğuma kadar sadece yatmam gerektiğini, aksi takdirde durumumun kötüleşeceğini söyledi. Hatta bu koşullarda doğal doğumun bile çok mümkün olmadığını öğrendim.

İki hafta boyunca sadece yatmak (oturmak bile demiyorum) oldukça zorlayıcıydı. Evde odalar arasında yürümek, yemek yemek için oturmak dahi eziyete dönüşmüştü. Çekilen MR sonucunda omurgamın etrafında ciddi ödem oluştuğu görüldü. Kadın doğum uzmanım ne kadar doğal doğum destekçisi olsa da ızdırabımı artık sonlandırmak için sezaryen doğum yapmayı önerdi. Çünkü muhtemelen tüm bunlar hamilelikte aldığım 13 kg nedeniyle ağırlık merkezinin yer değişmesi ve belime binen yükün artmasından kaynaklanıyordu. Artık duruma direnmenin bir anlamı yoktu.

Sezaryen Kararını Kabullenmek

Planladığımın aksine sezaryen doğum yapacak olmam gerçeği yüzüme tokat gibi çarpmıştı. Durumu kabullenmek ve bu kararı almak bir tam gün ağlamama sebep oldu. Bu arada doğum iznine ayrılalı henüz beş gün olmuştu. Aslında doğumdan önceki üç haftalık iznimi okuduğum kitapları yeniden gözden geçirerek değerlendirmeyi planlıyordum. Ancak Kurban Bayramı tatiline kalmaması için hemen iki gün sonra (37. haftada) sezaryen olmam gerekiyordu. Yoksa ızdırabım bir hafta daha uzayacaktı.

Tabii hamilelikle vedalaşmaya da duygusal olarak henüz hazır değildim. Davul gibi büyüyen göbeğimden, bebeğimin karnımın içindeki hareketlerini dışarıdan izlemekten çok keyif alıyordum. Ve bunun iki gün sonra biteceği gerçeğine hiç hazır değildim. Dolayısıyla gözyaşlarımın yarısı doğal doğum yapamayacak olmam için akıyorsa, yarısı da hamilelikle vedalaşmaya henüz hazır olmadığım içindi.

Ameliyat Günü ve Beklenmeyen Bir Gelişme

Ve o gün gelip çattı… Beynim vücudumu nasıl regüle ettiyse ne heyecanlı ne de stresliydim. Gece deliksiz uyudum, sedyeyle o soğuk ameliyat odasına çok soğukkanlı bir şekilde girdim. İçerisi çok kalabalıktı, belki 10 kişilik bir ekip vardı. Omurgamdaki ödem nedeniyle spinal anestezi yapılmaya karar verildi.

Ve ameliyat başladı. Karnımın kesilmeye başlamasıyla beraber müthiş bir ağrı hissettim! Bir şeyler ters gidiyordu, bunu hissetmemem gerekiyordu! Ben acının şiddetiyle bağırmaya başladığımda ameliyathanedeki personelin şaşkınlığını fark ettim. Bu onların da beklediği bir durum değildi. Bunun üzerine bana elimdeki damar yolundan sedasyon vereceklerini, bunun beni hafif uyur hale getireceğini söylediler. Acımı ve korkumu biraz dindirebilmek için öğrendiğim nefes tekniklerini uygulamaya başladım. O an sarılabileceğim tek şey nefesimdi. Sonra uyumuşum…

Aradan ne kadar süre geçti bilmiyorum, tekrar uyandım ve o korkunç ağrıyı yeniden hissettim. Hemen bana yeniden sedasyon vermelerini istedim ve tekrar uyuyakaldım.

Kızımla İlk Karşılaşma

Yine ne kadar süre geçti bilmiyorum, beni bebeğimle buluşturmak için uyandırdıklarını duydum. Ameliyat odasında bebeğimin ağlayışlarını duyuyordum. Yanıma getirdiler, bizi buluşturdular. Hayal meyal ona arka arkaya “Hoş geldin” dediğimi hatırlıyorum. O anda ten tene temas ve emzirme fırsatımız oldu. Şansıma o an bebeğimin emebileceği kadar sütüm geliyordu. Bu benim için sevindirici bir gelişmeydi.

Sonra beni odama aldılar. Ağrıdan ağlıyor ve sızlanıyordum. Ağrı kesicilerin etkisi saatler sonra kendini gösterdi. İki gece hastanede kaldık. O günler hareket etmek oldukça sancılıydı tabii ama beklediğimden hızlı toparlandığımı düşünüyorum.

Geriye Dönüp Bakınca

Operasyon ve ağrı-sızı kısmı bitince ve yeniden “sağlıklı” düşünebilmeye başlayınca bu yaşadıklarımın olumlu tarafını görebilmeye başladım.

Öncelikle üç hafta erken doğum yaparak bebişimle doğum izninde birlikte geçireceğim süreyi arttırmış oldum. Kurban Bayramı’nın hemen öncesinde doğum yaptığım için çalışan annem ve eşim de ekstradan bir hafta daha bebişle vakit geçirebildiler.

Dahası, sezaryen sırasında 5 cm’lik bir kitle alındı ve bağırsaklarımın rahmime yapışık olduğu fark edilerek açıldı. Sezaryen olmasaydım bunlarla yaşamaya devam edecektim. Üstelik sezaryene sebep olan bel ağrılarım hızlıca iyileşti. Belki bebişin kendiliğinden doğmasını bekleseydim daha da kötüleşecekti ve doğum yaptığımda ona bakmamı zorlaştıracaktı.

Dolayısıyla sezaryen olmam gerektiği gerçeğiyle ilk yüzleştiğimde yaşadığım hayal kırıklığı, geriye dönüp baktığımda yerini şükre bıraktı (anestezi kısmı hariç!). “Her şeyde bir hayır vardır” sözü yine burada da kendini gösterdi.

Doğum Hikayem Bana Akışa Teslim Olmayı Öğretti

Zor zamanlar hemen unutuluyor, geriye güzel anılar kalıyor. Hayat istediğiniz gibi akmadığında, bu durumun sizi üzmesine fazla izin vermeden, yeni duruma adapte olmak gerekiyor. Belki de çok daha hayırlısı sizi bekliyordur.

Bu düşüncem bebişle geçirdiğimiz ilk haftalarda kendini tekrar kanıtladı. Ama bu da bir sonraki yazımızın konusu olsun 🙂


AliveSouls Instagram hesabında (@alivesoulscom“Vegan Hamilelik & Ebeveynlik” adında bir kanalım var. Burada hem kendi deneyimlerimi paylaşıyorum hem de karşılıklı bilgi ve öneri alışverişi yapıyoruz. Kanala profildeki bağlantıdan katılabilirsiniz.


Not: Bu yazıyı sezaryeni ya da vajinal doğumu savunmak için değil, kendi deneyimimi paylaşmak için kaleme aldım. Her gebelik ve her doğum birbirinden farklıdır. Anne ve bebek için en sağlıklı doğum şekli; tıbbi koşullar, annenin tercihleri ve doktorun değerlendirmesi birlikte ele alınarak belirlenmelidir.


Yeni yazıların e-postanıza gönderilmesi için abone olun.

Yorum bırakın

Bizi Instagram’da Takip Edin!

AliveSouls'a ücretsiz abone olun!

Güncel yazılardan ve haftalık bültenden anında haberdar olmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin