Hepimizin görülmeye, duyulmaya ve anlaşılmaya ihtiyacı var. Doğal olarak kendimizi anlatmak istiyoruz. Fakat herkes aynı anda konuştuğunda, aslında hiç kimse gerçekten dinlenmemiş oluyor. Oysa insanlarla güçlü bağları, kendimi anlattığım zamanlarda değil; karşı tarafla içtenlikle ilgilendiğim, onu duyduğum zamanlarda kurdum. Bu yazıda da kendi deneyimlerimden yola çıkarak, insanlarla daha gerçek ve kalıcı bağlar kurmama yardımcı olan bazı yaklaşımları paylaşmak istiyorum.

Dale Carnegie’den Dost Kazanma ve İnsanları Etkileme Sanatı
Bu farkındalığı bana kazandıran kitaptan bahsederek başlayayım. Neredeyse 100 yıl önce yazılan ve hala geçerliliğini koruyan bu kitapta, Carnegie’nin temel mesajlarından biri şu: İnsanlarla güçlü ilişkiler kurmanın yolu, karşınızdaki kişiye samimi bir şekilde değer vermekten geçer.
İşte tam da bu yüzden iyi bir dinleyici olmak, etkileyici bir konuşmacı olmaktan çok daha önemli bir özellik. Elbette bunu her zaman başarabildiğimi söyleyemem. Bazen ben de kapılıp kendimden söz etmeye başlıyorum. Ama ne zaman gerçekten karşımdaki insanı anlamaya odaklansam, diyaloğun yönünün tamamen değiştiğini görüyorum.
1. Gerçekten Merak Ederek Sorular Sorun
İlk olarak onların önem verdiği şeylere ilgi göstererek başlayabilirsiniz. İletişime derinlik katmak için açık uçlu sorular sormanız gerektiğini söylememe bile gerek yok sanırım. Burada asıl vurgulamak istediğim şey; sadece soru sormak değil, gerçekten merak etmek.
Örneğin karşımdaki kişi futbol veya kahve çekirdekleri gibi bir ilgi alanından söz ediyorsa, onun hakkında çocuksu bir merakla sorular sormaya çalışıyorum. O konuda üst düzey bir bilgi sahibi olmanıza gerek yok, çok temel soruları bile keyifle cevaplayacaktır. Bunun size yeni bir alanda bilgilenme fırsatı sunması da cabası.

2. Küçük Ayrıntıları Hatırlayın
Karşınızdaki kişiyi duyduğunuzu göstermenin en etkili yollarından biri de aylar sonra o konuşmanın küçük bir ayrıntısını hatırlamaktır. Mesela oğlu hakkında bir anekdot paylaşmış olabilir veya annesinin hastalığından söz etmiş olabilir. Bir sonraki karşılaşmanızda bunu hatırlayıp, onunla ilgili bir soru sormak, onu gerçekten önemsediğinizi gösterecektir.
Diyelim bir makale okurken veya podcast dinlerken, bahsettiği o konu hakkında bir şeye denk geldiniz. Bunu onunla paylaşmak, birlikte olmadığınızda dahi ona değer verdiğinizi hissettirecektir. Böyle küçük ama samimi dokunuşların ilişkiye anlam kattığını düşünüyorum.
3. Hediyenin Fiyatı Değil, Düşüncesi Değerli
Bir hediyenin maddi değerinden çok, kişisel olması bence daha kıymetli. Herkese alınabilecek jenerik bir hediye yerine, karşınızdaki insanı gerçekten tanıdığınızı hissettiren küçük bir ayrıntı çok daha anlamlı olacaktır. Belki favori yazarının yeni çıkan kitabı, belki uzun zamandır aradığı küçük bir obje, belki de sevdiği bir tatlı…
Örneğin eşimin üniversite öğrencisi olan yeğeni Berlin seyahatinde bana oranın ikonik Ampelmann’ın (trafik lambası figürü) vegan jelibonunu almıştı. Bu jest gerçekten çok hoşuma gitmişti. Sonuçta seyahatte hediye alınacak ilk kişilerden biri, yılda birkaç kez görüştüğü yengesi olmayabilir 🙂 İnsanlar hediyeyi değil, o hediyenin arkasındaki düşünceyi hatırlıyor.

4. Yardım Etmekten de Yardım İstemekten de Çekinmeyin
Bazı insanlar vardır, bende sonsuz kredisi olan… Sebebi birlikte geçirdiğimiz güzel zamanlar değil, ihtiyacım olduğunda herhangi bir karşılık beklemeden sundukları destek. Öyle büyük fedakarlıklardan bahsetmiyorum; bazen sadece bir telefon açmak, dinlemek veya küçük bir yükü paylaşmak bile çok anlamlı.
Bunun tam tersini de unutmamak lazım. Birine yardım ettiğinizde ne kadar iyi ve “işe yaramış” hissediyorsunuz değil mi? Peki bu duygudan karşınızdaki kişiyi neden mahrum bırakasınız? Gerektiğinde yardım istemek, ona güvendiğini göstermenin etkili bir yolu.
5. Fikir Ayrılıklarında Empati Kurun
Biriyle aynı düşüncede olmadığımızda, neden “haklı” olduğumuzu anlatmaya başlar ve onu ikna etmeye çalışırız. Bu da çoğu zaman işi çıkmaza sürükleyebilir. Oysa kendi fikrimizi anlatmadan önce onun dünyasına girip onun bakış açısını anlamaya çalıştığınızda bir şeyler değişebilir.
“Senin yerinde olsam ben de benzer şekilde davranabilirdim.” Biri size bunu söylese anlaşıldığınızı hissetmez misiniz? Kendimi güvenli alanda hissettikten sonra karşı tarafın da düşüncesini dinlemeye daha meyilli oluyorum.

6. Sadece İşiniz Düştüğünde Aramayın
Bana en samimiyetsiz gelen davranışlardan biri… Aylarca, belki yıllarca ses çıkmayan birinden bir telefon veya mesaj alırım. Kısa bir hal hatır sormanın ardından hemen konuya girer. Burada ilişki kurmaktan çok ilişkiyi kullanmak var.
Değer verdiğim insanları sadece ihtiyaç duyduğum zamanlarda değil, özel günlerinde, zor zamanlarında, bazen de hiçbir sebep yokken aramaya çalışıyorum. Hiç yoksa mesaj atıyorum. Bazen ise bir kahveye davet ediyorum. Güçlü bağlar bu gibi zamanlarda kuruluyor.
7. Onu İçtenlikle Takdir Edin
Takdir görmek hepimizin hoşuna gider. Bunu kimisi yapay iltifatlarla yapar, kimisi de içten bir şekilde paylaşır. Karşınızdaki kişinin başarısını veya çabasızca sergilediği güçlü bir özelliğini dile getirebilirsiniz. Genel cümleler yerine mümkün olduğunca spesifik olmaya çalışın.
Örneğin yaptığı bir sunum sonrasında “Çok başarılı bir sunumdu” demek yerine, tam olarak neyi beğendiğinizi açıklayabilirsiniz. Bu şekilde onun için de daha anlamlı ve faydalı bir geri bildirim olacaktır.

Sonuç: Onlara Nasıl Hissettirdiğimizi Hatırlayacaklar
İnsanlar çoğu zaman söylediğimiz şeyleri unutuyor. Ama ona kendisini nasıl hissettirdiğinizi çok daha uzun süre hatırlıyorlar.
Belki bu yüzden güçlü bağlar kurmanın yolu konuşmaktan değil; daha dikkatli dinlemekten, daha çok merak etmekten, küçük ayrıntıları önemsemekten ve karşımızdaki insana “Sen benim için değerlisin” hissini verebilmekten geçiyor.
Bunu her zaman başarabildiğimi söyleyemem. Ama ne zaman bu yaklaşımı hayatıma biraz daha fazla katabilsem, hem ilişkilerimin hem de sohbetlerimin daha anlamlı bir hal aldığını hissediyorum.

Yorum bırakın