Neden kendimize de başkalarına davrandığımız kadar nazik, anlayışlı ve şefkatli davranamıyoruz? Bir arkadaşımız hata yaptığında onu teselli ederken, aynı hatayı biz yaptığımızda içimizdeki ses neden bir anda acımasızlaşıyor? Bu yazımda Kristin Neff’in Self-Compassion kitabından ilhamla; öz şefkatin ne olduğunu ve hayatımızın zor anlarında kendimize nasıl daha iyi davranabileceğimizi ele alacağım.

Öz Şefkat Nedir?
Hiç kimse kusursuz değil. Sizi biricik yapan şey; güçlü yönleriniz ve başarılarınız kadar, kusurlarınız ve kırılganlıklarınız. Öz şefkat; kusurlu, başarısız, yorgun, öfkeli ya da kırılgan olduğumuz anlarda da kendimize iyi davranabilmektir.
Sevdiğimiz biri başarısız olduğunda, hata yaptığında veya kendini yetersiz hissettiğinde onu teselli ederiz: “Elinden geleni yaptın”, “Hayırlısı buymuş”, “Sen çok değerlisin” gibi… Oysa bir benzeri bizim başımıza geldiğinde kendimize karşı acımasız oluruz: “Nasıl yapamazsın?”, “Daha iyi olmalıydın”, “Onlar senden daha başarılı”… Oysa bu denli sert davranmanın ne faydası var? Bu gibi düşüncelerin öğrenilmiş çaresizliklerimizi pekiştirip, cesaretimize ve özgüvenimize zarar vereceği aşikar.
Kendinizi Eleştirerek Motive Edemezsiniz
Mükemmeliyetçiliğin sağlıklı bir tarafı var elbette: elimizden gelenin en iyisini yapma, öğrenme, gelişme ve yüksek standartlara sahip olma konusunda fırsatlar sunuyor. Ancak değerimizi yalnızca başarılarımıza ve güçlü yönlerimize bağladığımızda, işte o zaman sorun başlıyor. Oysaki hata yapmak da öğrenmenin ve gelişmenin en etkili yollarından biri. Bu noktada kendimizi korkutarak değil, destekleyerek ilerlemek için öz şefkat kilit bir düşünce biçimi olarak karşımıza çıkıyor.

“Ben Böyleyim” Demek Yerine
Kendimizi bazı özelliklerle fazlaca özdeşleştirdiğimiz oluyor: “Ben öfkeli/başarısız/yeteneksiz biriyim” gibi. Bu cümleleri sarf etmek, geçici bir davranışı kimliğimize dönüştürmemize neden oluyor. Onun yerine “Şu durumlarda öfkeleniyorum” veya “Şunu yapmak için henüz yeterli bilgim/tecrübem yok” dediğimizde, bunları değiştirmek için önemli bir fırsat yaratabiliriz.
Negatif taraftan baktığımızda gördüğümüz kişi değiliz. Hayat boyunca değişen, öğrenen, bazen iyi bazen kötü kararlar veren insanlarız. Kendimizi tek bir sıfatla tanımlamak yerine bu karmaşıklığı kabul etmek, düşündüğümüzden daha özgürleştirici olabilir.
Kendimizi Başkalarıyla Karşılaştırma Tuzağı
Kendimizi iyi hissetmek için “ortalamanın üzerinde” olmamız gerekiyormuş gibi düşünüyoruz. Aslında ne kadar yorucu bir yarış yaratıyoruz kendimize. Her konuda üstün olmak mümkün değil. Çevremizde her zaman daha başarılı, daha güzel, daha üretken, daha zeki biri olacak.
Öz şefkat; başkalarıyla karşılaştırmadan, kendimizde güzel olanı fark etmektir: güçlü yanlarımızı, verdiğimiz emeği, kat ettiğimiz yolu, gösterdiğimiz cesareti, küçük başarılarımızı… Belki bir şükran günlüğü tutmak, farkındalığımızı arttırmak için faydalı bir araç olabilir.

Kendinize Soracağınız Tek Soru
Değerimiz başarılarımızla doğru orantılı değil. Başarısız olabiliriz, zorlanabiliriz, eksik hissettiğimiz noktalar olabilir. Bu durumlarda iç sesimizi yumuşatmak kendimize karşı en doğru davranış. Gelişim odaklı odaklı elbette faydalı, ancak düştüğümüzde kendi elimizden tutabilmek de çok kıymetli.
Bu yazıdan tek bir şey aklınızda kalacaksa, o da şu olsun: Olumsuz bir durum yaşadığınızda kendinize sorun.
“Sevdiğim biri şu anda benim yaşadığımı yaşıyor olsaydı, ona ne söylerdim?”
Sonra aynı cümleyi kendinize söyleyin.

Yorum bırakın