İş Hayatında Sınır Çizmek: Ne Zaman Durmalı?

3–4 dakika

Çalışma hayatında ne kadarına dayanabildiğimiz kadar, nerede duracağımızı bilmek de önemlidir. Her zorluk vazgeçmek için bir neden olmadığı gibi, her şeye uyum sağlamak da profesyonellik değildir. Bazen sınır çizmek gitmekle, bazen kalırken kendimizi korumakla başlar. Çünkü herkesin koşulları farklı olsa da, neyi kabul edip etmeyeceğimizi bilmek mesleki hayatın görünmeyen becerilerinden biridir.

Photo by Skylar Kang on Pexels.com

Yeni Bir İşe Başlarken Görünmeyen Kurallar

Yeni bir işe başlarken çoğu şeyi bildiğimizi düşünürüz. Çalışma saatlerini, görev tanımını, ücreti, izinleri, belki birlikte çalışacağımız insanları… Oysa bir işin bize gerçekten uygun olup olmadığını çoğu zaman ancak o işin içine girdikten sonra anlarız. Çünkü hiçbir iş görüşmesi çalışma hayatının tamamını göstermez.

Bir kurumun yazılı kuralları vardır, bir de ancak içinde bulunduğunuzda fark ettiğiniz görünmez kuralları. İnsanların birbirleriyle nasıl konuştuğu, yöneticilerin çalışanlardan ne beklediği, görevlerin sınırlarının ne kadar korunduğu, “hayır” kelimesine nasıl karşılık verildiği, hata ile insanın kendisi arasında bir ayrım yapılıp yapılmadığı…

Bazen bütün bunları anlamak için aylar gerekmez. Fakat çalışma hayatında erken verilen kararların acelecilik olduğuna ilişkin garip bir kabul vardır. Yeni başladığınız bir işten kısa sürede ayrılmak istediğinizde ilk tavsiye çoğunlukla aynıdır: “Biraz daha zaman ver.” Belki de vermek gerekir.

İşe Zaman Tanımak mı, Sınırların Aşılmasına İzin Vermek mi?

Her yeni işin bir alışma süreci vardır. Yeni insanlar, yeni bir düzen, henüz bilmediğimiz işleyişler… İlk günlerin rahatsızlığını her zaman yanlış yerde olduğumuzun kanıtı sayamayız. Ama burada başka bir soru sormamız gerekiyor: Bir işe zaman tanımakla, kendi sınırlarımızın aşılmasına zaman tanımak arasındaki farkı nasıl anlayacağız?

Photo by Mikhail Nilov on Pexels.com

Sanırım çalışma hayatının en az konuşulan becerilerinden biri tam da bu ayrımı yapabilmek. Çünkü profesyonellik çoğu zaman tahammülle karıştırılıyor. İşini iyi yapan insanın zor koşullara dayanması, sorun çıkarmaması, gerektiğinde alttan alması ve kendisinden beklenenlere uyum sağlaması gerektiği düşünülüyor.

Elbette çalışma hayatı esneklik ister. Her görev yalnızca kâğıt üzerinde yazan birkaç maddeden ibaret değildir. Bazen bir ekip arkadaşının yükünü alırız, bazen sorumluluğumuzun biraz dışına çıkarız, bazen zor bir insanla çalışmanın yolunu buluruz. Fakat esnek olmakla sınırsız olmak aynı şey değildir.

İş Yerinde Sınır Koymak Neden Profesyonelliğin Bir Parçasıdır?

Bir işin zor olmasıyla insanın sürekli değersiz hissettirilmesi, geri bildirim almakla kişiliğin hedef alınması, işbirliği yapmakla görev sınırlarının giderek belirsizleşmesi aynı şey değildir.

Profesyonellik, sınırsız tahammül değildir.

İnsanın yaptığı işe olduğu kadar kendisine de karşı bir sorumluluğu vardır. Hangi iletişim biçimini kabul edeceğini, hangi sorumluluğu üstlenebileceğini ve hangi noktada kendi sınırının aşıldığını fark edebilmek de mesleki olgunluğun bir parçasıdır.

Photo by Vlada Karpovich on Pexels.com

Fakat burada “Sınırınızı çizin ve gidin” demek kolay. Çünkü herkesin gitme özgürlüğü aynı değil. Kira var. Borçlar var. Çocuklar var. Bakmakla yükümlü olunan insanlar, bir sonraki maaşın ne zaman geleceğini bilmemenin kaygısı, uzun sürebilecek bir işsizlik ihtimali var. Bu nedenle bir insanın kötü bir çalışma ortamında kalmasını yalnızca cesaretsizlikle açıklamak büyük bir haksızlık olur.

Sınır Koymak Her Zaman “Hayır” Demek Değildir

Bazen insan sınırını çok iyi bilir; yalnızca o sınırı koruyabilecek koşullara henüz sahip değildir.

Belki bu yüzden sınır koymayı yalnızca “hayır” diyebilmek olarak düşünmemeliyiz. Bazen sınır, önce neyin kabul edilemez olduğunu kendi içimizde adlandırmaktır. Bugün gidemiyorsak yarın gidebilmek için bir plan yapmak, seçenek yaratmak, ekonomik alan açmak da sınır çizmenin bir biçimidir. Çünkü sınır önce insanın kendi içinde başlar. Neye alışabileceğimizi ve neye alışmak istemediğimizi bilmekle.

İşten Ayrılmak Başarısızlık mı?

Burada başka bir yanılgıyla daha karşılaşıyoruz: uzun süre dayanmanın her zaman güçlü olmak anlamına geldiği düşüncesi. Oysa bazen kalmak dirençtir, bazen gitmek. Bazen biraz daha zaman vermek gerekir, bazen gördüğünüz şey için daha fazla zamana ihtiyacınız yoktur.

Photo by Kampus Production on Pexels.com

Bunun herkes için geçerli bir süresi olduğunu sanmıyorum. Bir işten ne kadar süre sonra ayrıldığınız değil, neden kalmadığınızı bilmeniz önemlidir. Çünkü erken ayrılmak her zaman acelecilik değildir. Bazen insanın kendisini yeterince iyi tanımasının sonucudur.

“Bunu yapabilirim ama bu şekilde yapmak istemiyorum.” “Bu koşullara uyum sağlayabilirim ama bunun bedelini ödemek istemiyorum.” “Burada kalabilirim ama kalmayı seçmiyorum.” Bu cümlelerin hiçbiri başarısızlık değildir.

Mesleki Olgunluk Dedikleri…

Belki mesleki olgunluk biraz da burada başlar: insan yalnızca yapabileceklerini değil, kabul etmeyeceklerini de öğrenir.

Yıllar içinde mesleğimizle ilgili pek çok beceri kazanıyoruz. Daha hızlı, daha dikkatli, daha deneyimli oluyoruz. Sorun çözmeyi, insanlarla çalışmayı, krizleri yönetmeyi öğreniyoruz.

Belki bütün bunların yanında bir şeyi daha öğreniyoruz:

Nerede duracağımızı.

Çünkü insanın mesleğinde ne kadar ileri gidebileceğini bilmesi kadar, kendisinden ne kadar geriye çekilmeyeceğini bilmesi de önemlidir.


Yeni yazıların e-postanıza gönderilmesi için abone olun.

Yorum bırakın

Bizi Instagram’da Takip Edin!

AliveSouls'a ücretsiz abone olun!

Güncel yazılardan ve haftalık bültenden anında haberdar olmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin