Vegan hamilelik serimi okuyanlar, bu içeriklerin devamının geleceğini tahmin etmiş olabilir. Bol keşif, öğrenme, yorgunluk, stres ve tabii ki sevgi dolu ilk üç ayımı kaleme almazsam olmazdı. Bu yazıda emzirmeden uykulara, vegan beslenmeden bebeğin gelişimine kadar hem anneliğe hem de veganlığa dair birçok şeyi bulabilirsiniz.

Öncelikle şunu söyleyeyim: çok zormuş! Tamamen farklı bir dünya, size bağımlı bir bebek, bitmek bilmez yorucu bir döngü. Ve zorun tanımı da sürekli değişiyor. İlk başlardaki doğum ağrıları, yerini kullanma kılavuzu olmayan bir bebeği anlamaya ve ihtiyaçlarını giderme çabalarına bırakıyor. Emzirmesi, uykusu, gazı, sarılığı derken ciddi bir öğrenme yolculuğu ve stres testiydi benim için. Bana güç veren ise yalnız olmadığımı hatırlatan Instagram’daki yeni ebeveyn videoları ve özellikle aile ile bakıcı desteğiydi.
Yine de enseyi karartmayalım; üçüncü ayın bitiminden sesleniyorum: giderek daha da kolaylaşıyor. Bebeği tanıdıkça, ihtiyaçlarını giderme konusunda pratiklik kazandıkça, o acemiliği üzerimden atmaya başladım. Tabii bebişe her hafta yeni güncellemeler geliyor ve başta da söylediğim gibi zorun tanımı zamanla değişiyor. Ama herkesin söylediği o “en zor 3 ay”ı atlattıysak, gerisi daha kolaydır diye UMUYORUM 🙂
Bebeğimin İlk Ayı: Hayatta Kalma Modu
Anne olacaklara ilk tavsiyem şu olur: lütfen anda kalmaya çalışın. Ben yeni anne olmanın şokuyla, ilk ay bebişimin çoğu anını pek sindiremedim diye düşünüyorum. Bebiş bir ay içinde o kadar değişiyor ki, o minnacık yenidoğan hali zihnimde çok silik. Fotoğraflardan anımsama çalışıyorum yalnızca, o derece. Zaten doğumla emzirmenin ağrıları ve yorgunluğuyla, ilk iki hafta kamyon çarpmış gibiydim. Sadece hayatta kalmaya çalışıyordum.

Annemlerin ilk bir ay bizde kalması ve evde yatılı yardımcımızın olması en büyük desteklerimdi. Emzirmeyle gaz çıkarma neredeyse bir saat sürüyor ve başlı başına günde yaklaşık 500 kalori harcamanıza sebep oluyor. Bu nedenle altını değiştirirken ve bebişi uyuturken – özellikle geceleri – destek olmaları hayat kurtarıcıydı.
Bir de ilk iki hafta yenidoğan sarılığıyla mücadele etmek beni çok yordu. İlk günler emzirmenin önemini çok iyi anlayamadım ve çok beceremedim sanırım. Şimdiki aklım olsa iki saatte bir yaklaşık 40 dakika emzirmeye daha çok dikkat ederdim. Sarılığı atlatabilmek için ilk ay anne sütünü ek mama ile tamamlamak durumunda kaldık. Türkiye’deki ek mamaların tamamı hayvansal içerikler barındırdığından biraz canımı sıksa da kontrol alanımda olmadığı için takılmamaya çalıştım.
Bir de ek mamayı “meme reddi” olmasın diye kaşık biberon ve şırıngayla vermeye çalışmak hem beni hem de bebişi çok zorlamıştı. En sonunda biberona teslim olduk. Biberonun hemen öncesinde ve sonunda beşer dakika emzirerek kendimce bebişi kandırmaya çalıştım. Philips Avent’in 1 numaralı başlığını kullandım. Bunlar meme reddi olmamasında etkili olmuş olabilir.
Emzirmenin İlk Ayları: Benim İçin Neler İşe Yaradı?
Emzirme benim için korktuğum kadar acılı olmadı. Bunda okuduğum kitaplardaki önerileri birebir uygulamamın faydası olduğunu düşünüyorum (kitap listesi yazının devamında var). Ama en önemli üç şey bence şunlardı: her emzirmenin ardından kendi sütünden göğüs ucuna sürmek, ihtiyaç duydukça günde birkaç sefer Mustela göğüs ucu kremi kullanmak ve bebeğin areolayı maksimum miktarda kavramasını sağlamak.

Üç Saatlik Döngülerde Kendime Vakit Yaratmak
Konuya hakim olanlar bilir ama yine de söyleyeyim. İlk aylar hayatınız 2-3 saatlik döngülerle ilerliyor: altını değiştir, emzir, oyna ve uyut. İlk ay bebiş çoğunlukla uyuyordu. Özellikle emzirirken memede uyuyakaldığı çok oluyordu ve hemen yatağına yatırıp kendime vakit ayırabiliyordum. Bununla beraber emzirme yaklaşık 40 dakika sürdüğü için Kindle’dan kitap okuyor, dizi veya video izliyordum.
İlerleyen zamanlarda emme süresi kısaldıkça ve daha kısa uyuyup daha uzun uyanık kaldıkça, kendime ayırabildiğim vakit ciddi şekilde azaldı. Bu nedenle ben de artık haftada bir gün 4 saat civarı “mom break” veriyorum ve buzluktaki stok sütlerimden bakıcısına bırakıp biraz kaçıyorum.
Bebişin Uyku Problemini (Şimdilik) Nasıl Çözdüm?
Bebişe sık sık güncellemeler geliyor. Tam diyorsunuz “Tamam çözdük bu işi”, o haftaki çözümünüz ertesi hafta çalışmayabiliyor. O yüzden esnek ve sabırlı olmak önemli bir yeti diye düşünüyorum.
Örneğin başlarda Eda’yı uyutmak çok daha kolaydı, fakat 2,5 ay civarı kucağımda uyuyakalsa dahi yatağa yatırdığımda hemen gözlerini açıyordu veya en fazla yarım saat uyuyordu. Ben bu problemi hamak ile çözebildim. Evet, belki çok ergonomik bir seçenek değil ama gündüz uykuları kısa olduğundan çok takılmıyorum.

Ayına göre yeterli süreyle uyanık kaldıktan sonra, ilk uyku belirtilerini görünce hemen hamağına koyuyorum. Bazen emzikli bazen emziksiz… Kendi nasıl isterse. Beş dakika pış pışlayarak sallayınca uyuyakalıyor. Ancak yarım saatin sonunda kesin uyanıyor. Ben de başında nöbet tutup, kıpırdandığı anda kısa kısa ama hafif kuvvetli sallayıp yeni döngüye geçmesine yardımcı oluyorum. İşte o zaman 1-1,5 saat uyuyor.
Yeri gelmişken Huckleberry uygulamasına da değineyim. Eda’nın emzirme, uyku, kaka ve ilaç saatlerini bu uygulamadan takip ediyorum. Arayüzü çok kullanışlı ve zamanla bir örüntü elde ediyorsunuz. Böylece tahminen ne zaman uyuyup uyanacağını ve acıkacağını anlamaya başlıyorsunuz. Hem de aklınızda tutmanız gereken onca şeyi kolaylıkla takip edebiliyorsunuz.
Bebeğin İlk Üç Ayında Gelişim: Biz Neler Deneyimledik?
İlk zamanlar pusette ve araba koltuğunda hiç durmazdı, altını değiştirirken de çığlık çığlığa ağlardı. Fakat dünyayı algılamaya başladıkça, sakince durup etrafını izler oldu. Etrafındaki objeler dikkatini çekiyor ve onlarla heyecanla “konuşuyor”. Böylece bir yerlere gidip dışarıda vakit geçirmek keyifli hale geldi.
Bebişle ilgili en güzel gelişme ise bizimle etkileşim kurup bizi görünce gülücükler saçması. İlk haftalar sanki hala anne karnında gibi, sadece bu dünyada var olmaya çalışıyor. Ama söylediklerimizi dinlemesi, heyecanlanması, tepki vermesi ve bizi takip etmesi işi başka bir noktaya taşıyor.

Emzirirken Vegan Beslenmek
Bunu size bir günümü anlatarak açıklayayım. Sabahları mutlaka tofu omleti, vegan sucuk veya sosis yiyorum. Yanında kaju peyniri ve bildiğimiz kahvaltılıklar. Simit ve vegan Nutella da eşlik ediyor. Kafein kısıtlaması açısından çayların yerini ne yazık ki ıhlamur ve papatya çayı aldı.
Ara öğünlerde karışık kuruyemişler, mevsim meyveleri ve latte tüketiyorum. Baklagil cipsi ve alkolsüz bira, bazen de bisküvi gibi abur cuburlar yediğim oluyor. Öğle ve akşam yemeklerinde ise bir öğün sebze, diğer öğün baklagil tüketmeye çalışıyorum. Yanında çorba veya pilav/makarna ve salata oluyor. Haftada iki öğün fast food kaçamağım oluyor.
Şimdi “baklagil”i görünce endişelenmiş olabilirsiniz, hemen bir açıklama getireyim: bilimsel kaynaklara göre, annenin bağırsağında oluşan gaz anne sütüne geçmiyor. Gaz yapan lifler ve karbonhidratlar annenin sindirim sisteminde kalıyor; kana ve dolayısıyla anne sütüne taşınmıyor. Bebeklerde gazın en yaygın nedeni; annenin yediklerinden çok, sindirim sistemlerinin henüz olgunlaşma sürecinde olması.
Aldığım takviyelere de değineyim: emzirme annenin depolarını ciddi şekilde tükettiğinden Nutraxin Advanced Pregnancy Formula (D vitamini kaynağı nedeniyle vegan değil, vejetaryen), Algy alg kaynaklı Omega 3, Solgar B12, D vitamini ve demir tavsiyesi alıyorum.

Böylece hamilelikte aldığım 13 kilonun neredeyse tamamı üç ayda çabasızca gitmiş oldu. Sadece 1 kilo kaldı! Emzirmenin günde yaklaşık 500 kalori harcattığını ve anneliğin çoook yorucu olduğunu düşünürsek şaşırmamak lazım sanırım. Bu arada üç ayın sonunda yaptırdığım kapsamlı kan tahlilinde tüm değerlerim olması gerektiği gibi çıktı.
Bebişin gelişimi ise çok iyi gidiyor (maşallah diyelim). Eda yaşıtlarının %95’inden daha uzun ve kilolu (Hatta 5 aylık bebek ölçülerinde!). Elbette genetik başta olmak üzere birçok faktörün de etkisi vardır ama dengeli beslenen vegan bir annenin bebeğinin de gayet güzel büyüyebildiğini böylece görmüş olduk.
Kedimizi Bebeğe Nasıl Alıştırdık?
Kedimiz Merlin evde yıllardır üç kişi yaşamaya alışık olduğundan kıskançlık yapabilir diye yavaş bir geçiş yapmaya çalıştık. Eda’nın kıyafetlerini ve kundağını bir gece onun odasında bıraktık, kokusuna alışsın diye. Bunun yanında feromon yayan Feliway difüzör devamlı prizde takılıydı.
Sonra çok kontrollü bir şekilde Eda ile bir araya getirdik. İlk tepkisi merakla koklamak oldu, sonra çekip gitti. Ardından sanki onu korumak istercesine başında nöbet tutar gibi beklemeye başladı. Şu an ise herkese yaptığı gibi Eda’yı da hiç umursamıyor 🙂 Yine de ikisini yalnız bırakmıyorum.

Bebek Bakımında Faydalandığım Kitaplar
Bu süreçte en faydalı bulduğum kitapları ihtiyaç duyacağınız sırayla paylaşmak isterim:
- Bebeğinizi Beklerken Sizi Neler Bekler: Hamileliğin aylık gelişimi, doğum ve sık karşılaşılan sorular için kapsamlı bir rehber
- Bebek Bakım Sorunlarına Mucize Çözümler: Uyku, beslenme, rutin oluşturma ve bebek bakımına dair pratik öneriler
- Ina May’s Guide to Breastfeeding: Emzirme süreci, sık karşılaşılan sorunlar ve çözüm önerileri
- Uyku, Güvenli Bağlanma ve Bebeğiniz: Destekli uyku rehberi
- 30 Milyon Kelime: İlk yıllarda dil gelişimi ve ebeveyn-bebek iletişiminin önemi
- Tuvalet İletişimi: Erken tuvalet iletişimi (Elimination Communication) yaklaşımını merak edenler için
En Önemli Tavsiyem: Kendinizi Ödüllerin!
4. trimester diye bilinen ilk üç ay gerçekten zorlu ve yorucu bir maraton. O yüzden ben her ayın sonunda kendimi şımartmak için bir hediye veya deneyim ile ödüllendirmeye karar verdim. Mesela birinci ay ödülüm “e” harfli altın kaplamalı tatlış bir kolyeydi. İkinci ay ise eşim üzerinde “New Wave” yazan bir tişört almıştı. Üçüncü ayı da spa ile taçlandırmayı düşünüyorum.
Siz de lütfen bu zorlu (ama keyifli) sürece kapılıp gitmişken, kendinizi unutmayın. Hem anın içinde hem de belirli mihenk taşlarında kendinize sarılın, teşekkür edin, takdir edin ve ödüllendirin.

Yorum bırakın