Kendine Ait Bir Dil: Yayoi Kusama

3–4 dakika

Yayoi Kusama’nın kendine özgü sanat dili ve bu dilin ardındaki düşünce beni hep etkilemiştir. Noktalarla başlayan, benliğin sınırlarını aşarak sonsuzluğa ve evrene uzanan bir anlatı… Ölüm haberini okuduğumda, onu biraz da zihninden doğan ve yıllar içinde bütün dünyanın tanıdığı bu benzersiz diliyle anmak istedim.

Yayoi Kusama kimdir
Kaynak: yayoi-kusama.jp

Yayoi Kusama Kimdir? Çağdaş Sanatın Noktalarla Kurulan Dünyası

Kırmızı peruğu, puantiyeleri, balkabakları ve sonsuzluk hissi yaratan aynalı odalarıyla tanıdığımız Yayoi Kusama, çağdaş sanatın en özgün isimlerinden biriydi. Resimden heykele, performanstan enstalasyona uzanan uzun sanat hayatı boyunca öylesine kendine ait bir dünya kurdu ki bugün bir eserinin yanında adını görmesek bile ona ait olduğunu anlayabiliyoruz.

Fakat beni Kusama’da asıl etkileyen hiçbir zaman yalnızca bu görsel dünya olmadı. O dünyanın nereden doğduğu oldu.

Yayoi Kusama’nın Sanatının Ardındaki Hikâye

Kusama çocukluğundan itibaren çevresindeki desenlerin tekrar tekrar çoğaldığı, noktaların ve biçimlerin etrafını, nesneleri ve hatta kendi bedenini kapladığı halüsinasyonlar yaşadığını anlatıyordu. Zihninde ortaya çıkan bu görüntüler zaman zaman korkutucuydu ve hayatı boyunca çeşitli psikolojik güçlüklerle yaşamaya devam etti. Sonra çok ilginç bir şey yaptı.

Zihninden kaçmak yerine, onunla kendine bir dil kurdu.

Yayoi Kusama infinity nets sonsuzluk ağları noktalar
Infinity Nets | Kaynak: ocula.com

Gördüğü noktaları çizmeye başladı. Tekrar tekrar. Bir noktanın yanına diğerini, sonra bir başkasını koydu. Zihninde çoğalan görüntüler tuvallere yayıldı; tuvallerden taştı, nesneleri kapladı, odalara girdi ve aynaların karşısında sonsuzluğa kadar çoğaldı. Bir zamanlar yalnızca onun görebildiği bir dünya, zamanla hepimizin içine girebildiği bir dünyaya dönüştü. Sanırım Kusama’nın hikâyesinde beni en fazla etkileyen yer tam olarak burası.

Zihinsel Deneyimlerden Sanatsal Bir Dile

Yaşadığı psikolojik güçlükleri romantikleştirmek ya da acının yaratıcılığın kaynağı olduğunu söylemek istemiyorum. Acı çekmek kimseyi sanatçı yapmak zorunda değil. Kusama’nın hikâyesini güçlü bulmamın nedeni yaşadığı zorluklar değil; onlarla ne yaptığı.

Kendisini zorlayan bir deneyime biçim verdi. Renk verdi. Tekrar verdi. Ve sonunda ona bir dil verdi. Üstelik noktalar zamanla yalnızca gördüğü şeyleri aktarmanın ötesine geçti. Kusama’nın sanatında insanın kendisiyle ve evrenle kurduğu ilişkiyi anlatan bir düşünceye dönüştü.

Çünkü onun dünyasında nokta yalnızca bir nokta değildi. İnsan da bir noktaydı. Dünya da. Gezegenler, yıldızlar, evren… Tek bir nokta diğerlerinin arasına karıştığında sınırları belirsizleşiyordu. Noktalar çoğaldıkça “ben” küçülüyor, sonunda kendisini çok daha büyük bir bütünün içinde buluyordu. Kusama bunu “self-obliteration”, yani benliğin silinmesi düşüncesiyle anlatıyordu.

Yayoi Kusama infinity mirrors sonsuzluk odaları sonsuzluk aynaları
Infinity Mirror Room – Phalli’s Field | Kaynak: theartnewspaper.com

Self-Obliteration: Yayoi Kusama’da Benliğin Silinmesi

Belki de bu yüzden onun sonsuzluk odalarına yalnızca etkileyici sanat eserleri olarak bakmak eksik kalıyor. Aynaların karşısında görüntümüz tekrar tekrar çoğalırken bir süre sonra hangisinin merkez olduğunu söylemek güçleşiyor. Biz de eserin içindeki diğer ışıklar ve noktalar gibi sonsuz tekrarın küçük bir parçasına dönüşüyoruz.

Ben.Nokta.Sonsuzluk.Evren.

Kusama’nın sanatında beni düşündüren şeylerden biri hep bu oldu. Kendimizi hayatın merkezine koymaya bu kadar alışmışken, bir an için yalnızca çok daha büyük bir bütünün küçücük bir parçası olduğumuzu düşünmek… Belki bir hücre kadar küçük. Belki bir yıldız kadar uzak. Belki de yalnızca bir nokta kadar.

Yayoi Kusama’nın Noktaları Neyi Anlatıyor?

Ve bütün bunların, bir kadının çocukluğundan beri zihninde gördüğü görüntülere bir ifade biçimi aramasıyla başlamış olması, bana ayrıca etkileyici geliyor. Çünkü insanın kendine ait bir dil bulması kolay bir şey değil.

Hepimizin içinde başkalarının tam olarak göremediği bir yer var. Hepimizin dünyayı algılama biçimi başka. Bunu bir sanat eserine dönüştürmek zorunda değiliz elbette. Ama kendimizi ifade edebileceğimiz bir dil bulabilmek, belki de insanın kendisiyle kurabileceği en kıymetli ilişkilerden biri.

Yayoi Kusama pumpkin balkabağı
Pumpkin, Naoshima | Kaynak: hypebeast.com

Kusama kendi dilini buldu. Noktalarla, renklerle, aynalarla ve tekrarlarla… Ve o dil zamanla yalnızca ona ait olmaktan çıktı. Milyonlarca insan onun noktalarının arasında yürüdü, aynalarının karşısında kendi görüntüsünün sonsuzluğa karışmasını izledi. Bir zamanlar yalnızca Kusama’nın zihninde var olan bir dünyanın içine, birkaç dakikalığına da olsa girebildi.

Yayoi Kusama’nın Ardında Bıraktığı Miras

Ölümünün ardından Yayoi Kusama’yı düşünürken bende kalan şey de tam olarak bu.

Bir insanın kendisini zorlayan bir şeyi saklamak yerine onunla konuşmanın bir yolunu bulabilmesi. O konuşmadan kendisine ait bir ifade yaratması. Ve sonunda, kendisi artık burada olmadığında bile yaşamaya devam edecek bir şey bırakması.

Belki sanatın ölüme karşı yapabildiği küçük şeylerden biri de budur.

Sanatçı gider. Ama dili kalır.

Kusama’nınki bir noktayla başladı. Çoğaldı, benliğin sınırlarından çıktı, sonsuzluğa karıştı.

Ve evrene yayıldı.


Yeni yazıların e-postanıza gönderilmesi için abone olun.

Yorum bırakın

Bizi Instagram’da Takip Edin!

AliveSouls'a ücretsiz abone olun!

Güncel yazılardan ve haftalık bültenden anında haberdar olmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin